Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Bilim Tarihi

1800 Yılında Ormanda Bulunan Victor’un Hikayesi

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 20 Nisan 2025 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

1800 yılında Fransa’nın Aveyron şehrinin orman köylerinde yaşayanlar arasında bir söylenti dolaşmaya başladı. Yolu ormana düşenler bir çocuk gördüklerini söylüyorlardı. Ama tanıdık bir çocuk değil. Ki zaten çocuk normal de görünmüyordu. Upuzun saçlı, tamamen çıplak, hem elleri hem de ayakları üzerinde yürüyen, ağaçlara tırmanan ve insan gördüğü anda bir ağaçlara tırmanıp gözden kaybolan bir çocuktan bahsediyordu herkes. 9-10 yaşlarındaydı. Seslendiklerinde cevap vermiyor, asla iletişime geçmiyor, yanına yaklaşmak mümkün olmuyordu. Zira bildiğiniz hırlayarak korkutuyordu insanları.

Bu söylenti birkaç yıldır vardı bu arada. Hatta birkaç kez bazı köylüler bu çocuğu yakalayıp köylerine bile götürmüşlerdi ama her seferinde ellerinden kurtulup tekrar ormana dönmüştü. Aveyon’un Vahşi Çocuğu ile ilgili bu söylentiler çabucak yayılacaktı tabi. Herkes onun peşine düşmüştü. Kimdi bu çocuk? Ormanda ne işi vardı? Kimi kimsesi yok muydu? Neden böyle garip davranıyordu?

Ve en nihayetinde çocuk bir şekilde yakalanıyor ve bu konuyu çoktan duymuş olan uzmanlar eşliğinde bir kuruma yerleştiriliyor. Nereye biliyor musunuz? Sağır ve Dilsizler için kurulmuş bir enstitüye. Zira çocuk ne duyabiliyor ne de konuşabiliyor. Yani en azından ilk görünüş bu şekilde. Uzmanlar ne derse desin, nasıl seslenirse seslensin dönüp bakmıyor bile. Ama tabi işler ilginçleşecekti. Zira şimdi bu çocuğun ilk başlarda yakın zamanda ormanda kaybolmuş bir çocuk olduğu düşünülürken zaman geçtikçe gerçeğin çok daha çarpıcı olduğu ortaya çıkacaktı.

Bunu da ilk anlayan bir biyoloji profesörü olan Pierre Joseph Bonnaterre oluyor. Bonnaterre çocuğu inceledikten sonra karlı havada çocuğu kıyafetleri yokken kurumun bahçesine bırakıyor. Ve çocuk soğuktan hiç etkilenmiyor. Kar içinde yuvarlanıyor, zıplıyor… Hiç. Ama hiç üşümüyor. Yani çocuk fiziksel olarak bu tip havalara, soğuğa veya tüm şartlara uyum sağlamış durumda. Yine başka testlerle birlikte tüm uzmanlar karar veriyorlar. Bu çocuk neredeyse doğduğundan beri ormanda tek başına hayatta kalmış. Öyle veya böyle. Hayatta kalmış, uyum sağlamış, büyümüş…

Tabi ortalık karışıyor bu keşifle. Aveyron’un Vahşi Çocuğu bir anda tüm ülkenin gündemine oturuyor. Dört bir taraftan uzmanlar onu incelemek için yol koyuluyor. Doktorlar, dilbilim uzmanları, psikologlar. Ellerinde inanılmaz bir vaka var zira. Daha önce hiç karşılaşılmamış, medeniyetten, insanlardan, sevgiden, konuşmadan, dinlemeden tamamen uzak bir şekilde büyümüş bir insan. Neyle karşılaşacaklardı acaba? Bu çocuk diğer insanlar gibi konuşabilecek, topluma karışabilecek, diğer insanlar gibi olabilecek miydi?

Daha da derin sorular soruluyordu tabi. Çünkü dikkat edin. Fransız devriminin hemen sonrasından bahsediyoruz. İnsanı insan yapan değerler üzerine Rousseau’dan Montesquieu’ye kadar birçok insan kalıtımın mı yoksa çevrenin mi insanı şekillendirdiğine dair sorular soruyordu. Bilinç dediğimiz şeyin biyolojik bir sonuç olup olmadığı yoksa toplumun mu bizi şekillendirip şekillendirmediği tartışılıyordu. Ahlaki değerler, dil, kültür, yasalar, yazılı olmayan kurallar… Ki bir konu da çok önemliydi dönemin düşünürleri için. İnsanı hayvandan ayıran nedir? Dilbilimin doğuşuna da tanık olduğumuz dönemler bunlar. Dil yetisinin insanı hayvandan ayıran en önemli yetenek olduğu düşünülüyordu. Ama Victor konuşamıyordu. Victor insan mıydı gerçekten? İşte karşılarında tüm bu soruların cevaplarını arayabilecekleri kusursuz bir numune vardı.

Gerçekten de çok heyecan verici bir keşifti bu çocuk. Ki bundan sonra ona Victor diyebiliriz. Zira onunla ilgilenen doktor ona bu ismi vermişti. Victor demesinin de bir sebebi vardı. Anlatacağım.

Ama önce Victor’un hikayesine devam edelim biz. Victor’u büyük bir şok bekliyordu tahmin edersiniz. Çünkü ilk defa bu kadar insanla muhattap oluyordu. Bunun üzerine Victor çok geçmeden Paris’e de getirilmiş ve bu devasa şehirde gördükleri onu çok korkutmuştu. Paris’te bu çocuğu merakla bekleyen insanları bildiğiniz ısırıyor, üstlerine atlıyor, onlardan köşe bucak kaçıyordu. Tabi çatlak sesler de çıkmaya başlamıştı. Çocuğun yalancı, sahtekar olduğunu söyleyenler, bilerek böyle davrandığına inananların sayısı da az değildi. Ki zaten tanı da konulmuştu: “Idiot” demişlerdi çocuğa. O zamanlar mental gelişim sorunları yaşayanlar için kullanılan resmi tabirdi bu. İdiot.

Bir kişi hariç. Doktoru Jean March Gaspard Itard… Itard bu vahşi çocuğun gözlerinin arkasında, derinliklerde bir şey olduğuna inanıyordu. Bunu biliyordu desek yeridir. Ki Itard’ın elinde artık belki de tarihin en ilginç vaka çalışması duruyordu. O da bu çalışmalara başladı. Büyük bir sabır, ilgi, dikkat ve anlayış ile Victor’un vahşi karakterinin ardındaki insanı uyandırmaya çalışacaktı. Fakat bu hiç kolay olmayacaktı. Neden mi?

Zira insanın zihninin derinliklerinde neler olup bittiğini ancak nasıl anlayabilirsiniz? İletişim kurarak, konuşarak… Dil becerisi anlayacağınız. Victor’da bu yoktu. Ve ne yaparsa yapsın, hangi yöntemi denerse denesin Victor bir kelime bile öğrenmiyor, öğrenemiyordu. Dil yeteneği… Yoktu. Sağır mıydı acaba gerçekten? Demiştik ya. Nasıl seslenirseniz seslenin cevap vermiyor diye. Ama birgün Itard Victor’un yanında bir masaya oturmuş birkaç tane ceviz almış ve kırmaya başlamıştı. İlk cevizi kırar kırmaz Victor hemen kafasını çevirmişti. Cevizin kırılma sesine tepki vermiş, duymuştu. Victor sağır değildi. Yalnız duyma yetisi farklı şekilde gelişmişti. Doğal seslere tepki veriyordu sadece. Cevizin kırılması, suyun akışı, dal çıtırtıları, çalı çırpı sesleri. Görme duyusu da çok gelişmiş görünmüyordu. Fakat koku duyusu. Muhteşemdi. Her şeyi sürekli kokluyordu.

Bu konuda çalışmalarına devam ederken Itard’ın asıl duvara tosladığı nokta Victor’a konuşmayı öğretmek olacaktı.

Bir şey kesindi. Victor duyuyordu. Bunda bir sorun yoktu. O zaman bir insanın nasıl dil öğrendiğini düşündüğümüzde, yani iletişim kurarak, duyarak, taklit ederek Victor’un da zamanla dil öğrenebileceğinden emindi. Şimdi şunu söyleyelim: Itard Victor ile neredeyse 2 yıl kadar çalışacaktı ve fakat Victor bu süreçte asla, ama asla konuşmayı öğrenemeycekti. Süt gibi, Tanrı gibi birkaç kelime dışında hiç ama hiçbir şekilde bir cümle kuramayacak, iletişime geçemeyecek, konuşmayı öğrenemeyecekti. Bu çok garipti tabi. Özellikle o dönem için. Zira o zaman bugün bildiğimiz birçok şey bilinmiyordu. Victor dil öğrenememişti zira bugün biliyoruz ki bir insanın bir dili öğrenmesi için kritik bir yaş var. Bu değişkenlik gösterse de 7-8 yaşlarına kadar hiçbir şekilde bir insanla iletişim kurmamış, bir sözcük, cümle duymamış bir insanın hayatı boyunca bir daha dil öğrenmesi imkansızdır. Victor da bu kritik yaşı geçmişti.

Başka şeyleri de yapamıyordu Victor yine garip bir şekilde. Aynada kendi yansımasını tanıyamıyor, gerçek bir nesne ile o nesnenin fotoğrafı arasındaki farklı anlayamıyordu. Ama yanlış anlaşılmasın. Victor bir süre sonra bazı şeyleri öğrenebilmişti. Oyun oynamayı mesela. Kendi başına üstünü giyinmeyi, kişisel hijyeni. En önemlisi konuşamıyordu ama anlaşılmak, kendini ifade edebilmek istiyordu. Sadece bunun için gerekli aracı, konuşma yeteneği geri gelmeyecek şekilde yok olmuştu. Ama dediğimiz gibi. Ormanda yaşayamadığı çocukluğunu yaşamaya başlamış, hayal gücünün farkına varmıştı.

…fakat ne yaparsanız yapın, bazı becerileri bazı yaşlarda edinmediğinizde artık çok geç olduğunu öğreniyoruz. Victor’un hikâyesi bize bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Peki sonra ne oldu Victor’a?

Victor’un hayatı hakkındaki bilgiler, onunla en uzun süre ilgilenen doktor Jean Marc Gaspard Itard’ın tuttuğu raporlar ve dönemin kayıtlarına dayanmaktadır. Itard’ın eğitim çabaları başarısız olsa da Victor tamamen yalnız bırakılmadı. Itard’ın evinde yaşamaya devam edemese de, bir süre sonra emekli olan Itard, Victor’un bakımını asistanı Madame Guérin’e bıraktı. Victor, hayatının geri kalanını Paris yakınlarındaki bir kurumda, Guérin’in gözetiminde geçirdi.

Victor 1828 yılında, yaklaşık 40 yaşında hayatını kaybetti. Yani ormanda geçirilen yalnız yıllarına rağmen, “medeniyet” içinde 20 yıla yakın bir ömür daha sürdü. Sessizdi, kelimesizdi ama artık yalnız değildi. Konuşmayı hiç öğrenemedi. Ama kendi başına bazı alışkanlıklar geliştirdi, iletişim kuramasa da bağ kurabildi. Ve belki de ilk kez hayatında şefkat gördü. Bu bile onun için devrim niteliğindeydi. Peki Victor insan mıydı?

İşte Victor’un hikâyesi bu soruyu kaçınılmaz kılıyor. İnsan doğuştan mı insandır, yoksa insan olmak öğrenilen bir şey midir? Victor doğmuştu, biyolojik olarak insandı. Ama insan gibi büyümemişti. Ve bu yüzden de birçok insani beceriden yoksundu. Rousseau’nun "doğa insanı" idealine ne kadar uyuyordu bilinmez, ama medeniyetin ona sunacağı değerlerle ne ölçüde dönüşebileceği sınırlıydı. Çünkü zihinsel bir kapı kapanmıştı: kritik dönem.

Bugün nörobilim ve dilbilim, Itard’ın neden başarısız olduğunu açıklayabiliyor. Beyin, çocuklukta dili öğrenmeye yönelik özel bir “pencere” sunuyor. Bu pencere kapanınca, ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, dil öğrenimi kalıcı ve etkili bir şekilde gerçekleşemiyor. Victor da bu pencere kapanmadan önce hiçbir dilsel girdiye maruz kalmamıştı. Ve bu onu konuşamayan bir “insan” yaptı. Ama yine de Victor’un insanlığı tartışılmaz. Çünkü o yalnızca taklit etmeyi, ses çıkarmayı ya da anlamayı değil, bağ kurmayı da öğrenmişti. Konuşamasa da anlamıştı. Ve anlaşılmak istemişti.

Bu noktada klasik soruya dönüyoruz: Yetiştirilme mi, doğa mı? Nature mı, nurture mı? Victor bu sorunun ete kemiğe bürünmüş hâliydi. Bize gösterdi ki; biyolojik olarak insan olmak yetmiyor. İnsan, aynı zamanda öğrenilen, aktarılan, şekillendirilen bir varlık. Toplumla, dille, sevgiyle inşa edilen bir zihin, bir kimlik… Ve belki de insan olmak, tam olarak bu inşanın devam etmesidir. Victor’un hikâyesi de, insan olmanın sadece doğmakla değil, bir başka insanla göz göze gelmekle başladığını hatırlatıyor. Konuşamasa da gözlerinin içinde biri vardı. Ve bu bile yeterdi.

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Victor of Aveyron