Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Bilim Tarihi

Antik Yunan Astronomları ve Filozoflar – Astronomi Tarihi #2

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 11 Mayıs 2023 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Taş devrinden geldik önceki bölümde. Mezopotamyaya, sümerlere, inkalara bir selam gönderdik. Şimdi ise bir zamanlar, insanların gökyüzüne bakarak evrenin sırlarını çözmeye çalıştığı, mitolojik öykülerle dünyanın işleyişini anlamaya çalıştığı, düşüncenin ve keşfin şafağında bulunduğumuz başka bir zamana gidelim… Kadim bir hikayeye… İşte bu evrenin sonsuz bilgeliğine dair ilk adımları atan, gök yüzünü kucaklayarak yıldızların ve gezegenlerin hareketlerini inceleyen ve evrenin matematiksel düzenini araştıran antik Yunan astronomları ve filozoflarının hikayesidir.

Bu belgesel serisinde şimdi MÖ 600’lü yıllara, Yunan felsefesinin doğuşuna ve astronomi biliminin temellerinin atıldığı döneme gidiyoruz. Gözlerinizi gökyüzüne çevirin ve antik Yunan düşünürlerinin zihnine girerek, onların evreni kavrama çabalarına tanıklık edelim birlikte. Antik Yunanistan’da, gökbilim ve felsefe alanlarında yaşanan büyük atılımlar, bugünkü bilimsel anlayışımızın temelini oluşturur. Bu büyülü dünyaya adım attığımızda, gökyüzündeki olayları açıklamaya yönelik rasyonel ve sistemli yaklaşımları keşfedeceğiz ve doğaüstü ve mitolojik anlatılardan koparak gerçek bilimin doğuşunu izleyeceğiz.

İlk Yunan filozof ve astronomlar Thales ve Anaksimandros ile başlayacak olan bu bölümde, Pisagor’un evrenin müzik ve matematikle bağlantılı olduğu düşüncesine ve geometrinin astronomiyle ilişkisine uzanacak. Eudoxus’un gök küreleri modeli ve antik Yunan gözlemevlerinin önemiyle devam ederken, Aristoteles’in dünya merkezli evren modeli ve kozmolojik tartışmaları konu edineceğiz. Ardından, Eratosthenes’in Dünya’nın çapını ölçen başarılı yöntemine ve Hipparchus’un yıldızların sınıflandırılması konusundaki katkılarına tanıklık edeceğiz. Hazırsanız başlayalım. II. Antik Yunan Astronomi ve Felsefesinin Kökenleri

MÖ 600’lü yıllarda, Yunan felsefesinin doğuşu ve astronomi biliminin temellerinin atıldığı dönemde, insanlar gök cisimlerine hayranlıkla bakıyor ve onların hareketlerini, evrendeki yerlerini anlamaya çalışıyorlardı. Antik Yunanistan, felsefe ve bilimin beşiği olarak kabul edilir ve İlk kez, insanlar evrenin işleyişini anlamak için doğaüstü ve mitolojik anlatılardan koparak, gerçek bilimin yolunu tutmuşlardır.

Antik Yunan filozoflarının en büyük başarısı, doğayı ve evreni anlamaya yönelik düşünsel ve deneysel yöntemler geliştirmeleriydi. Bu dönemde, evrenin işleyişine dair daha önce hiç yapılmamış gözlemler ve teoriler ortaya konuldu. Böylece, bilimin ve felsefenin temel ilkelerinin atılmasına katkı sağladılar. Şimdi, adım adım bu eski düşünürlerin izinden giderken, evrenin işleyişine dair rasyonel ve sistemli yaklaşımların nasıl ortaya çıktığını, mitolojik anlatılardan koparak gerçek bilime nasıl geçiş yapıldığını anlamaya çalışalım. III. Thales ve Anaksimandros: İlk Yunan Filozof ve Astronomlar

İlk olarak kendi topraklarımıza gidelim. Bir anlamda felsefenin doğduğu topraklarımızda bulunan Milet’e… Burada yaşayan iki isim… Thales ve Anaksimandros, antik Yunanistan’ın ilk filozof ve astronomları olarak bilinir.

Thales, Miletli bir filozof ve matematikçi olarak, MÖ 585’te gerçekleşen güneş tutulmasını önceden tahmin edebilmişti. Bu tahmin, doğal olayları anlamak için bilimsel yöntemlerin kullanılmasının ilk örneklerinden biridir. O nedenle Thales, evrenin doğasını anlamaya yönelik rasyonel ve sistemli düşünceleri benimseyen ilk kişi diyebiliriz. Bir anlamda, doğaüstü güçlerden ziyade doğanın kendisine odaklanarak, bilimin temellerini atmıştı.

Anaksimandros ise kimine göre Thales’in öğrencisi kimine göre ise arkadaşıydı. Anaksimandros, dünyanın evrende asılı ve hareketsiz olduğunu düşünen ilk kişiydi. Ayrıca, dünyanın merkezi olmadığını, evrenin sürekli genişlediğini ve sonsuz olduğunu ileri sürmüştür. Bu özellikle çok değerlidir. Bundan binlerce yıl önce. Henüz 100 yıl kadar önce kanıtlanmış bir gerçeği, evrenin genişlediği düşüncesini öne sürmüş müthiş bir deha. Anaksimandros’ın bu düşünceleri, daha sonraki astronom ve filozoflar için önemli bir ilham kaynağı olmuştu haliyle. IV. Pisagor ve Geometri: Evrenin Dilinin Keşfi Sırada ise daha da bilindik bir isim, Pisagor var…

Pisagor, antik Yunanistan’ın en önemli filozoflarından biri olarak, evrenin dilini matematik ve geometri olarak gören ve evrenin harmonik bir düzende olduğuna inanan biriydi. Pisagor, MÖ 570-495 yılları arasında yaşamış ve matematik, felsefe ve astronomi alanlarında büyük katkılar sağlamıştı. Ama en ünlü teorisi, adını taşıyan Pisagor Teoremi’dir ve geometrinin temel kavramlarından biridir. Pisagor ve öğrencileri, sayılar ve geometri üzerine çalışarak evrenin işleyişini anlamaya çalışıyorlardı.

Pisagor, özellikle evrenin dilinin sayılar olduğunu düşünüyordu. Ona göre, her şey sayılarla ifade edilebilir ve bu sayede evrenin doğasını ve işleyişini anlayabiliriz. Pisagor’ın evrenin harmonisi ve geometri ile bağlantılı olduğu düşüncesinin en önemli yansımalarından biri, "Müzik Aletleri Üzerine" adlı eseridir. Bu eserde, müzik aletlerinin akortlanmasında kullanılan oranlar ve geometrik şekiller arasındaki ilişkiyi incelemişti. Bu çalışma ile evrenin düzeninin matematiksel ve geometrik özelliklere dayandığını anlatmaya çalışıyordu. V. Eudoxus ve Yunan Gözlemevleri: Gökyüzünün Haritalandırılması

Sırada ise antik Yunanistan’ın en büyük gökbilimcilerinden biri olarak, gökyüzünün haritasını çıkaran adam, Platon’un öğrencisi Knidoslu Evdoxus var. Şunu araya sıkıştıralım. Antik Yunanda astronomi matematiğin bir dalı olarak görülüyordu. Eudoxus da, MÖ 408-355 yılları arasında yaşayan ve matematik, astronomi ve felsefe alanlarında büyük katkıları bulunan önemli bir düşünürdü. İlk Yunan gözlemevlerinden birini kurarak, gökyüzündeki yıldızların ve gezegenlerin hareketlerini sistemli bir şekilde incelemeye başlamıştı.

Bunun yanında. Eudoxus, gök cisimlerinin hareketlerini anlamak için bir dizi matematiksel model geliştirmişti. Ama Eudoxus’un en büyük başarısı, gökyüzündeki yıldızların ve gezegenlerin hareketlerini takip etmek ve haritalandırmak için kullandığı "Eudoxus Küreleri" olarak bilinen modelleriydi. Bu modellerde Eudoxus, gök cisimlerinin hareketlerini açıklamak için homojen, dönen ve iç içe geçmiş sayısız şeffaf kürelerin bulunduğu bir sistem öne sürdü. Bu sistemde her küre, eksen etrafında bağımsız bir dönüş gerçekleştirir ve bu dönüşler, gök cisimlerinin karmaşık hareketlerini açıklamak için birleştirilir. Tabi bu daha sonra Kepler, Newton gibi isimler tarafından çürütülecekti ancak işte elle tutulur ilk modellerden biriydi ve aslında bir kıvılcımdı bu.

Eudoxus’un gözlemevi, antik Yunanistan’ın astronomi biliminin gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Burada, gökbilimciler gökyüzündeki olayları gözlemlemiş, gök cisimlerinin hareketlerini takip etmiş ve bu sayede evrenin işleyişine dair yeni bilgiler elde etmişlerdir. Eudoxus’un gözlemevi, bilimin ve felsefenin temellerini atan antik Yunan düşünürlerinin önemli bir mirasıdır. VI. Aristoteles ve Dünya Merkezli Evren: Kozmolojik Tartışmalar Sırada ise elbette antik Yunanistan’ın en büyük filozoflarından biri, evrenin yapısı ve dünya merkezli kozmoloji konusundaki ateşi yakan adam, Aristo var…

Aristoteles, MÖ 384-322 yılları arasında yaşayan ve felsefe, astronomi, biyoloji ve politika gibi pek çok alanda büyük katkıları bulunan bir isim olmasının yanında en ünlü teorilerinden biri, dünya merkezli evren olarak bilinen kozmolojik düşüncedir. Aristoteles, evrenin merkezinde dünyanın yer aldığına ve diğer gök cisimlerinin dünya etrafında döndüğüne inanıyordu.

Aristoteles, dünya merkezli evren teorisini desteklemek için gökyüzünde gözlemlediği olayları ve gök cisimlerinin hareketlerini incelemişti. Bu gözlemler, evrenin düzenini ve harmonisini açıklamak için kullanılan önemli bir temeldir. Aristoteles’in dünya merkezli evren teorisi, astronomi ve felsefe tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır.

Elbette Aristocu olarak görülen bu bakış açısındaki en büyük eksik bilimsel yöntem ve metodolojiydi. Bugün bakıldığında bunun eleştirildiğini görebilirsiniz ancak o dönem için Aristonun bu iddiaları bile bazı taşları yerinden oynatmak için yeterliydi… Fakat astronomi söz konusu olduğunda ondan ve önceki tüm isimlerden çok daha devrimsel bir isim vardı. VII. Eratosthenes ve Dünya’nın Çapının Ölçülmesi: Bilimin Öncüleri

Eratosthenes. Kendi zamanında yaşayanlar arasında "her şeyi bilen" olarak ün salan, Coğrafya’nın babası olarak da bilinen Eratosthenes, MÖ 276-194 yılları arasında yaşamış olan bir matematikçi, coğrafyacı, astronom ve filozoftu. En büyük başarısı ise, Dünya’nın çapını tahmin etmeyi başarmasıydı. İlginç bir bilgi ise Eratosthenes, antik dünyanın en büyük kütüphanelerinden biri olan ve bilim insanlarının bilgi ve fikir alışverişinde bulunduğu İskenderiye Kütüphanesi’nin başkanıydı. Tabi bu görev ona o dönemin neredeyse tüm bilgilerine erişim imkanı da sağlamıştı.

Eratosthenes, Dünya’nın çapını ölçmeye çalışan ilk kişi olmasa da, bu konudaki en hassas ve doğru tahminlerden birini yaparak ünlü olmuştu. Dünya’nın çapını ölçmek için, iki farklı şehirde, yani İskenderiye ve Swenet (günümüzdeki Aswan) şehirlerinde Güneş ışınlarının açısını ölçmüştü. Hesaplamaları, o kadar başarılıydı ki, o dönemde kullanabileceği bilgi ve araçlarla, Dünya’nın çevresini yaklaşık 39,375 kilometre olarak hesaplamıştı. Günümüzde ise, Dünya’nın çevresi yaklaşık olarak 40,075 kilometre olarak biliniyor. Bu ölçüm, antik dünyanın bilimsel başarılarının bir sembolüdür ve bilim tarihindeki büyük adımlardan biri olarak kabul edilir.

VIII. Hipparchus ve Astronomiye Katkıları: Yıldızların Sınıflandırılması Antik Yunanistan’ın en büyük astronomlarından biri olan ve yıldızların sınıflandırılmasında büyük katkıları olan önemli bir bilim insanı ile devam ediyoruz, Hipparkos ile. MÖ 190-120 yılları arasında yaşayan ve astronomi, matematik ve coğrafya alanlarında önemli katkıları olan bir düşünür olan Hipparchus’un en önemli çalışmalarından biri, yıldızların konumlarını ve hareketlerini incelemek ve bu bilgileri kullanarak yıldızların sınıflandırılması üzerine olan katkılarıdır.

Hipparchus, yıldızların parlaklıklarını ve konumlarını ölçerek, gökyüzünde bulunan yıldızların sınıflandırılması ve kataloglanması üzerinde çalışmıştır. Bu katalog, Hipparchus’un yıldızların konumlarını ve parlaklıklarını ölçmek için kullandığı gözlem yöntemleri sayesinde hazırlanmıştır. Hipparchus, gözlemevimizdeki yıldızların konumlarını belirlemek için gök küresi koordinat sistemini kullanmıştı. Bu sistemde, gökyüzü küresi, dünya merkezli olarak düşünülür ve ekvatora ve kutup noktalarına göre koordinatlar atanır.

Hipparchus, bir yıldızın konumunu belirlemek için, o yıldızın diğer yıldızlara olan açısını ve ekliptikle olan açısını ölçmüştü. Bu ölçümler için trigonometri yöntemleri kullanmıştı. Daha sonra, parlaklıklarını belirlemek için yıldızların ışık yoğunluğuna ve renklerine göre yıldızları sınıflandırmıştı. Hipparchus’un kataloğunda, yaklaşık 850 yıldız mevcut ve bu yıldızların konumlarını ve parlaklıklarını birçok başka gözlemci için referans noktası olarak kullanılmıştır. Bu katalog, antik dönemde gök bilimindeki önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilir ve günümüze kadar birçok astronom tarafından kullanılmaya devam eder.

Hipparchus ayrıca, Güneş ve Ay tutulmalarını önceden tahmin etmek ve gezegenlerin hareketlerini daha iyi anlamak için önemli matematiksel yöntemler geliştirmiştir. Bu yöntemler, antik Yunanistan’dan günümüze kadar uzanan ve astronomi alanındaki bilgilerimizi derinleştiren önemli çalışmaların temelini atacaktı. Son olarak Anaksimandros’tan bahsedelim.

Hipparchus’un yıldız kataloğu, antik dünyanın en büyük astronomlarından biri olan Claudius Ptolemaios’un dikkatini çekti. M.S. 2. yüzyılda yaşayan Ptolemaios, Helenistik dönemin en önemli matematikçi ve gökbilimci olarak tarihe geçti. Almagest adlı eseri, tüm zamanların en büyük astronomi kitaplarından biri kabul edilir ve gök bilimi tarihinin gelişiminde büyük bir rol oynar.

Almagest’te, Ptolemaios, gökyüzündeki cisimlerin hareketlerini inceleyerek Hipparchus’un çalışmalarını büyük ölçüde genişletti ve geliştirdi. Kitabın adı, Arapça "Al-Majisti" kelimesinden türetilmiştir ve "Büyük Çalışma" anlamına gelir. Almagest, dünya ve gökyüzü cisimlerinin hareketlerini modellemek için Ptolemaios’un geliştirdiği karmaşık bir sistem olan Ptolemaios sistemiyle ünlüdür.

Ptolemaios sistemi, evrenin merkezinde Dünya’nın olduğu bir model sunar. Bu sisteme göre, gezegenler ve güneş, gözlemlenen hareketlerini açıklamak için karmaşık daireler üzerinde hareket ederler. Ptolemaios, bu modelin gözlemlerle uyumlu olması için gökyüzündeki cisimlerin hem düzenli hem de geri dönüşlü hareketlerini hesaba katar.

Almagest, o dönemde bilinen tüm yıldızların ve gezegenlerin pozisyonlarını ve hareketlerini içeren detaylı bir katalog sunar. Bu eser, ortaçağ boyunca Avrupa ve İslam dünyasında astronomi alanında başvurulan temel kaynak olarak kabul edildi. Almagest, Avrupa Rönesansı sırasında astronomi alanındaki yeniliklere önemli bir temel sağladı ve Nicolaus Copernicus’un güneş-merkezli modeli geliştirmesine ilham verdi.

Ptolemaios’un Almagest’i ve çalışmaları, tarih boyunca pek çok astronom ve matematikçi için bir ilham kaynağı olmuştur. Onun çalışmaları sayesinde, gökyüzündeki cisimlerin hareketlerini ve evrenin yapısını daha iyi anlamaya başladık. Günümüzde modern astronomi, bu büyük düşünürlerin çalışmalarının üzerine inşa edilmiştir. IX. Epilog: Eski Yunan Astronomları ve Filozofların Mirası

Bu bölümün sonunda, antik Yunan düşünürleri ve astronomlarının göz kamaştırıcı mirasını yeniden keşfederken, bugün modern bilim ve astronomide ne kadar ileri geldiğimize tekrar hayran olmamak mümkün değil. Bu büyük düşünürlerin, evrenin sırlarını çözmeye yönelik arayışlarında atmış olduğu cesur adımlar, bilim tarihinin önemli bir dönüm noktasıydı.

Eski Yunan astronomları ve filozoflarının yaptığı keşifler, bugün hala astronomi ve bilimin temellerini oluşturan önemli bir mirastır. Thales, Anaksimandros, Pisagor, Eudoxus, Aristoteles, Eratosthenes ve Hipparchus gibi düşünürlerin çalışmaları sayesinde, evrenin sırlarını çözmeye yönelik yolculuğumuzda büyük adımlar atılmıştır.

Bu bölümde, Eski Yunan astronomları ve filozofların büyük katkılarından ve başarılarından bahsettik. Thales ve Anaksimandros’den başlayarak, Aristoteles’in evren modeline, Eratosthenes’in Dünya’nın çapını hesaplamasına, Hipparchus’un yıldız kataloğu çalışmasına ve Ptolemaios’un ünlü Almagest’ine değindik. Bu büyük düşünürler, gökyüzü ve evrenin gizemlerini çözmek için ilk adımları atanlar arasındaydı ve bugünkü bilgimizin temelini oluşturuyorlar.

Serinin bir sonraki bölümünde İslam Altın Çağı’ndaki büyük astronomlar ve matematikçilerin, antik dünyadan aldıkları bilgileri nasıl geliştirdiklerine ve astronomi alanında yeni keşiflere nasıl ulaştıklarına tanık olacağız. İslam dünyasındaki çalışmalar, Avrupa Rönesansı’ndaki astronomi ve bilim alanındaki gelişmeler için zemin hazırlamıştır. Sonrasında ise Rönesans, modern astronomi ve 20. yüzyıl astronomisine geçerek, insanlığın bu büyülü bilim dalında ne kadar ileriye gittiğini ve gelecekte bizi nelerin beklediğini keşfedeceğiz. Bu yolculukta bana eşlik etmeye devam edin ve evrenin sırlarını birlikte çözelim.

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Ancient Greek astronomy