Indus Vadisi Uygarlığı: Kralsız 700 Yıl

Tunç Çağı'nın en geniş medeniyeti bin yerleşimi aynı tuğla ve aynı ağırlıkla birbirine bağladı ama geride tek bir saray, tek bir kral mezarı bırakmadı. Mohenjo-daro'nun kanalizasyonundan okunamayan yazıya, Meluhha gemilerinden kuruyan nehre, kralı olmayan bir düzenin hikayesi.

İstersen izle
Video kapağı

Oynat düğmesine bastığında YouTube oynatıcısı yüklenir. YouTube’da izle ↗

Bir medeniyet deyince aklımıza önce bir kral gelir. Mısır deyince firavun, Babil deyince Hammurabi. Saraylar, büyük mezarlar, taşa kazınmış isimler. Eski dünyayı biraz da krallarının adıyla hatırlarız.

Bugün size Tunç Çağı’nın en geniş medeniyetini anlatacağım. Mısır’dan da Mezopotamya’dan da daha geniş bir alana yayılmıştı. Ve biz bu medeniyetin tek bir kralının adını bilmiyoruz. Bir sarayını bulamadık. Kendilerine ne dediklerini bile bilmiyoruz.

Bu yazı, Bebar Bilim’in Kayıp Dünyalar serisinin ikinci bölümü “Indus Vadisi Uygarlığı: Kralsız 700 Yıl” videosunun metninden uyarlanmıştır.

Hikaye 1870’lerde başlıyor. Hindistan o zaman İngilizlerin elinde. Alexander Cunningham diye İngiliz bir subay, kendi kendini yetiştirmiş bir arkeolog, Hindistan’da Budist kalıntıları arıyor. Bugün Pakistan’da kalan Pencap bölgesinde, Harappa diye bir köyün yanında büyük toprak tümsekleri görüyor. Tümsekleri gezerken eline küçük, kare bir taş geçiyor. Bir mühür. Üstünde bir boğa var, boğanın üstünde de hiç görmediği işaretler. Bildiği hiçbir Hint yazısına benzemiyor. Cunningham bunun dışarıdan gelmiş bir şey olduğunu düşünüyor, kısa bir not yazıp geçiyor.[1]

Elli yıl kadar sonra, 1920’lerde Harappa’da kazı başlıyor. Aynı yıllarda 600 kilometre güneyde, İndus nehrinin kıyısında Hintli arkeolog R. D. Banerji başka bir tümseği kazıyor. Aslında tepedeki Budist yapısı için gelmiş. Ama kazdıkça altından bambaşka, çok daha eski bir şehir çıkıyor. Bu şehre bugün Mohenjo-daro diyoruz. İki yerden de aynı mühürler, aynı tuğlalar çıkıyor.

Mohenjo-daro, Sind. Ortadaki tepede sonradan yapılmış Budist stupası, altında Tunç Çağı şehri. Görüntü: National Fund for Mohenjodaro
Mohenjo-daro, Sind. Ortadaki tepede sonradan yapılmış Budist stupası, altında Tunç Çağı şehri. Görüntü: National Fund for Mohenjodaro

Başta herkes bunun Sümer’in buraya uzanmış bir kolu olduğunu düşünüyor. Bu kadar eski ve bu kadar düzgün bir şey olacaksa Mezopotamya’dan gelmiş olmalı. 1924’te kazıların başındaki John Marshall çıkıp dünyaya bunun Sümer olmadığını, varlığından kimsenin haberi olmayan bir medeniyet bulduklarını duyuruyor.[2]

Bugün bu medeniyete İndus medeniyeti diyoruz, adını da üzerine kurulduğu nehirden alıyor. Bugünkü Pakistan’ın neredeyse tamamına ve kuzeybatı Hindistan’a yayılmışlardı. En parlak dönemleri bundan 4.600 ile 3.900 yıl öncesi arasında. Yani Mısır’da piramitler yapılırken. Bu sürede bin kadar yerleşim kurdular.[3] Bazı şehirlerinde dümdüz caddeler, neredeyse her evde bir yıkanma odası, sokakların altından geçen kapalı kanalizasyon vardı. Gemileri Arap Denizi’ni geçip Mezopotamya’ya kadar gidiyordu.

MÖ 2500 civarında Mısır (Nil vadisi), Sümer-Akad ve İndus medeniyetinin yaklaşık yayılım alanları. Grafik: Bebar Bilim
MÖ 2500 civarında Mısır (Nil vadisi), Sümer-Akad ve İndus medeniyetinin yaklaşık yayılım alanları. Grafik: Bebar Bilim

Ama bu kadar büyük bir dünyanın başında kimin durduğunu bilmiyoruz. Yüz yıldır kazılıyor, tek bir saray çıkmadı. Bir kral mezarı çıkmadı. Bir ordunun izi bile pek yok.

Bu yazıda bunun peşine düşeceğiz. Bu kadar büyük bir dünya kralı olmadan 700 yıl nasıl ayakta kaldı? Sonra neden dağıldı?

Kuraklığın birleştirdiği insanlar

İlk şehirlere gelmeden önce biraz geriye gitmemiz lazım. Bugünkü Pakistan’ın batısında, Belucistan dağlarının eteğinde Mehrgarh diye bir yer var. Burada 9 bin yıl kadar önce insanlar buğday ve arpa ekmeye, keçi ve sığır beslemeye başlıyor. Kerpiçten evler yapıyorlar. Güney Asya’da bildiğimiz en eski köylerden biri bu.[4] Geçen bölümde Taş Tepeler’de gördüğümüz o büyük değişim, yani avcıların yerleşip çiftçi olması, burada da yaşanıyor.

O zamanlar bölge bugünkü gibi değil. Bugün yarı çöl olan topraklar yeşil. Muson yağmurları bol bol yağıyor. İndus nehri, bir de doğusunda bugün kupkuru bir yatak olarak duran Ghaggar-Hakra nehri her yıl taşıyor ve tarlalara verimli bir çamur bırakıyor.

Bu insanların hangi dili konuştuğunu bilmiyoruz. Bir görüşe göre bugün Güney Hindistan’da konuşulan Tamilce gibi Dravid dillerinin atası olan bir dil konuşuyorlardı. Ama bu bir tahmin. Genetik çalışmalar da tek bir halktan çok, karışık bir nüfusa işaret ediyor.[5]

Bu köylerde bin yıldan fazla bir süre pek bir şey değişmiyor. Yiyecek bol, iklim iyi, değişmek için bir sebep yok.

Sonra iklim değişiyor. Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüşünde binlerce yılda bir olan çok yavaş değişimler var. Bunların etkisiyle muson yağmurlarının kuşağı yavaş yavaş güneye kayıyor ve bölge kurumaya başlıyor.

İşin şaşırtıcı tarafı şu. Koşullar kötüleşince insanlar dağılmıyor, bir araya geliyor. Su azaldıkça onu paylaşmak, nehrin taşkınını yönetmek, kötü yıllarda birbirine yaslanmak için birlikte çalışmak zorunda kalıyorlar. Aileler klanlara, klanlar daha büyük topluluklara bağlanıyor. MÖ 2800’lerden sonra da ilk şehirler ortaya çıkıyor.[6]

Taş Tepeler’de de buna benzer bir teori anlatmıştık, hatırlarsanız. Orada da insanları bir arada tutan şey bir kriz olabilirdi. İndus’ta da ilk şehirleri bolluk değil kıtlık kurmuş olabilir.

Yalnız şunu da baştan söyleyeyim. Birazdan şehirleri anlatacağım ama İndus insanının çok büyük kısmı en parlak dönemde bile köylerde yaşıyordu. Şehirler bu dünyanın vitrini gibiydi.

Sarayı olmayan şehir

Mohenjo-daro’ya girdiğinizde ilk fark ettiğiniz şey sokaklar. Dümdüz gidiyorlar ve birbirini dik açıyla kesiyorlar. Şehir bir ızgara gibi, önceden çizilmiş bir plana göre kurulmuş. Bloklar dikdörtgen, blokların içindeki evlerin planları da birbirine benziyor. Dünyanın bilinen en eski planlı şehirlerinden biri bu.[7]

Mohenjo-daro aşağı şehrinin sadeleştirilmiş planı: dik açılı caddeler, dikdörtgen bloklar, avlulu evler. Grafik: Bebar Bilim
Mohenjo-daro aşağı şehrinin sadeleştirilmiş planı: dik açılı caddeler, dikdörtgen bloklar, avlulu evler. Grafik: Bebar Bilim

Bunun ne kadar tuhaf olduğunu anlamak için başka bir antik şehirle karşılaştıralım. Pompeii’yi düşünün. Orada yoksulun tek odalı evi zenginin villasının hemen yanında durur, aralarda tapınaklar, hamamlar, tiyatrolar yükselir. Şehre bakınca kimin güçlü olduğunu hemen anlarsınız.

Mohenjo-daro’da öyle bir şey yok. Evler aşağı yukarı aynı boyda, iki üç katlı, ortasında avlusu olan evler. Kapıları ana caddeye değil yan sokaklara açılıyor, caddeden geçen biri evin içini görmüyor. Şehirde ne büyük bir saray var ne de diğerlerinin üstünde yükselen bir tapınak.

Asıl şaşırtıcı olan yerin altında. Neredeyse her evde bir yıkanma odası var, bir kısmında da tuvalet. Kullanılan su duvarın içinden geçen kil borularla aşağı iniyor ve sokağın altındaki kapalı kanallara akıyor. Kanallar eğimli yapılmış, su kendi kendine akıp gidiyor. Belli aralıklarla da temizlik için kapaklar bırakılmış. Yani biri bu kanalları düzenli olarak temizliyor.

Yıkanma odasından duvar içindeki kil boruya, oradan sokağın altındaki kapalı kanala. Şematik kesit. Grafik: Bebar Bilim
Yıkanma odasından duvar içindeki kil boruya, oradan sokağın altındaki kapalı kanala. Şematik kesit. Grafik: Bebar Bilim

Bunu 4.500 yıl önce yapıyorlar. Paris benzer bir kanalizasyonu ancak 19. yüzyılda kurabildi. O dönemin şehirleri genelde pisliğin, hastalığın içinde yaşıyordu. Mohenjo-daro’da ise 700’den fazla kuyu bulundu. Bu insanlar suya neredeyse takıntılıydı.[7]

Şehrin ortasındaki yüksek tepede de bunun en büyük örneği duruyor. Bugün ona Büyük Hamam diyoruz. Tuğladan yapılmış, su sızmasın diye ziftle kaplanmış büyük bir havuz. İki yanından basamaklarla iniliyor. Bunun bir yüzme havuzu olduğunu pek sanmıyoruz. Büyük ihtimalle insanların suyla arındığı bir yerdi. Bugün Hindistan’da milyonlarca insanın Ganj nehrinde yıkanarak arındığını düşünürseniz, bu alışkanlık çok eskiye gidiyor olabilir.

Mohenjo-daro’daki Büyük Hamam. Fotoğraf: Aakashaliraza, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
Mohenjo-daro’daki Büyük Hamam. Fotoğraf: Aakashaliraza, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0

Şehrin kalın duvarları da var. Ama bunlar düşmandan çok suya karşı yapılmış gibi duruyor. İndus taştığında su beş yedi metre yükselebiliyor. Tahılın saklandığı depolar da bu yüzden yüksek tepelere kurulmuş. Kazılarda kılıç, zırh, kalkan gibi savaş silahları neredeyse hiç çıkmıyor.

Bunları görünce akla şöyle bir hikaye geliyor. Herkesin eşit olduğu, kimsenin kimseye hükmetmediği, barış içinde yaşayan bir ütopya. Bu hikaye uzun yıllar anlatıldı da. Ama Mohenjo-daro’da yıllardır çalışan arkeolog Omar Khan buna hiç inanmıyor. Şehirde ötekilerden belirgin şekilde büyük evler var, gösterişli takılar var, az da olsa silah var. Yani zenginler vardı.[8] Bazı arkeologlar da bu medeniyetin aslında güçlü bir devlet olduğunu, iki ayrı başkentten yönetildiğini savunuyor.

Bence ikisi de doğruya yakın. Bu toplumda herkes eşit değildi. Ama Mısır’da, Mezopotamya’da gördüğümüz o kral heykelleri, zafer anıtları, gösterişli kral mezarları burada yok. Güç vardı ama kendini göstermeye pek meraklı değildi.

Mohenjo-daro’da bulunan ve “Rahip-Kral” diye anılan küçük heykel. Kim olduğunu bilmiyoruz. Fotoğraf: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0
Mohenjo-daro’da bulunan ve “Rahip-Kral” diye anılan küçük heykel. Kim olduğunu bilmiyoruz. Fotoğraf: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0

Peki bu düzeni kim kuruyordu? Bir şehri planlamak için birinin plan yapması lazım. Kanalları temizletmek için birinin bu işi organize etmesi lazım. Bunu tek bir şehir için yapmak bir şey. Ama İndus’ta asıl şaşırtıcı olan, aynı düzenin bin kilometre boyunca, yüzlerce yerleşimde aynı şekilde tekrar etmesi.

Bin kilometrede aynı kilo

İndus şehirlerinden binlerce küçük, düzgün kesilmiş taş küp çıkıyor. Bunlar ağırlık. Tartıda kullanılıyorlar. En küçük birim bugünkü ölçüyle 0,86 gram kadar. Sonra bunun 2 katı, 4 katı, 8 katı, 16 katı diye gidiyor.[9]

İndus ağırlıkları: en küçük birim yaklaşık 0,86 gram, her biri bir öncekinin iki katı. Grafik: Bebar Bilim
İndus ağırlıkları: en küçük birim yaklaşık 0,86 gram, her biri bir öncekinin iki katı. Grafik: Bebar Bilim

Bu ağırlıkların hepsi her yerde aynı. Kuzeyde Harappa’da da, bin kilometre güneyde Gujarat’taki liman şehri Lothal’de de. Yüzlerce yıl boyunca neredeyse hiç değişmiyorlar. Tuğlalar da öyle. İndus’un neresine giderseniz gidin, tuğlanın kalınlığı, eni ve boyu 1’e 2’ye 4 oranında.

Bunun ne demek olduğunu bugünden düşünelim. Bir kilo Edirne’de de Kars’ta da aynı kiloysa bunun arkasında bir devlet var. Bir kanun var, ölçüyü belirleyen bir kurum var, bunu kontrol eden memurlar var. İndus’ta bin yerleşimde aynı ağırlık, aynı tuğla kullanılıyor. Birileri bu kuralları koymuş ve herkes uymuş.

Peki bu kadar düzenli bir ölçüye neden ihtiyaç duymuşlar? Cevabın bir kısmı ticarette.

Harappa’da kazı yapanlar bir mahallede binlerce yarım kalmış boncuk buluyor. Burası bir kuyumcu mahallesi. En meşhurları kırmızı akik taşından yapılmış uzun boncuklar. Bunları delmek o kadar uzun sürüyor ki bazılarında bir boncuk günlerce uğraştırıyor.[10] Sonra üstüne beyaz bir macunla desen çizip fırına veriyorlar ve desen taşın içine işliyor.

Bu boncuklar 2.000 kilometre uzakta, Mezopotamya’da, bugünkü Irak’ta çıkıyor. Ur şehrinde bir kraliçe mezarında İndus işi uzun akik boncuklar bulundu. İndus’ta bir ustanın günlerce deldiği bir boncuk, bir Mezopotamya kraliçesinin boynunda gömülmüş.

Mezopotamyalıların yazısını okuyabiliyoruz. Ve onların kil tabletlerinde uzaklarda bir ülkeden bahsediliyor. Adı Meluhha. Meluhha’dan gemiler geliyor, fildişi, değerli taşlar, kereste getiriyor. Mezopotamya’nın ilk büyük imparatorluğunu kuran Akad kralı Sargon, MÖ 2300’lerde, başkentinin rıhtımına Meluhha gemilerinin yanaştığıyla övünüyor. Bugün arkeologların büyük kısmı Meluhha’nın İndus olduğunu düşünüyor.[11]

Bu yolculuk şöyle bir şey. İndus’tan bir tüccar muson rüzgarı batıya doğru esmeye başlayınca Gujarat kıyısından yola çıkıyor. Kıyıyı takip ederek Umman’a, oradan Basra Körfezi’ne geçiyor. Yolda Dilmun’a, yani bugünkü Bahreyn’e uğruyor. Körfez’de kışı geçiriyor, rüzgar dönünce mallarıyla evine dönüyor. Umman’da İndus usulüyle gömülmüş insanların yaşadığı bir mahalle bulundu. Yani bazı İndus tüccarları oraya yerleşmişti. Dilmun’daki tüccarlar da zamanla İndus’un ağırlıklarını kullanmaya başlıyor.

Gujarat kıyısından Umman’a, Dilmun’a (Bahreyn) ve Ur’a uzanan muson seferleri. Rota yaklaşıktır. Grafik: Bebar Bilim
Gujarat kıyısından Umman’a, Dilmun’a (Bahreyn) ve Ur’a uzanan muson seferleri. Rota yaklaşıktır. Grafik: Bebar Bilim

Mezopotamya’dan bir de Şu-ilişu diye bir adamın silindir mührü çıktı. Mührün üstünde mesleği yazıyor. Meluhha dilinin tercümanı.[12] Yani 4.000 yıl önce Mezopotamya’da birinin işi İndus’tan gelenlerin dilini çevirmekti.

Bu kadar uzağa mal gönderiyorsanız ölçünüzün tutması lazım. Bir çuval Lothal’de ne kadar geliyorsa Harappa’da da Dilmun’da da o kadar gelmeli. İndus’un o değişmeyen ağırlıkları bu yüzden bu kadar önemli. Bu insanlar bir kral olmadan da bir düzen kurmayı başarmıştı.

Ama bu kuralları kim koydu? Bunu öğrenmenin en kısa yolu onların kendi yazdıklarını okumak olurdu. Sorun da tam burada başlıyor.

Okunamayan yazı

Cunningham’ın eline geçen o küçük mührü hatırlayın. İndus yazısının bugün elimizde binlerce örneği var ve çoğu bu mühürlerin üstünde. Avuç içi büyüklüğünde, taştan oyulmuş kare mühürler. Ortada genelde bir hayvan resmi, üstünde bir sıra işaret. Bu mühürler yumuşak kile bastırılıyor. Kil kuruyunca bir çuvalın, bir kutunun ağzını mühürlüyor. Bugünkü kargo etiketi gibi düşünebilirsiniz. Yani o ticaretin tam ortasında duran bir şey bu yazı.

Tek boynuzlu hayvanlı bir İndus mührü: üstte işaret dizisi, ortada hayvan. Mohenjo-daro, Mackay 1938, kamu malı
Tek boynuzlu hayvanlı bir İndus mührü: üstte işaret dizisi, ortada hayvan. Mohenjo-daro, Mackay 1938, kamu malı

400’den fazla farklı işaret var. Sağdan sola yazdıklarını biliyoruz, çünkü birçok yazıtta en soldaki işaretler sıkışmış. Yazan kişi sağdan başlamış, sola gelince yeri yetmemiş.

Ama okuyamıyoruz. Yüz yılda bu yazıyı çözdüğünü söyleyen çok kişi çıktı, ikisi bile aynı sonuca varmadı.[13] Sorunun büyük kısmı metinlerin çok kısa olması. Bir mühürde ortalama beş işaret var.[14] Beş harflik bir yazıdan bir dili çözmeye çalıştığınızı düşünün.

Kısa süre önce yayınladığımız videoda bu yazıyı yapay zekayla okumayı gerçekten denedik. Lineer B’yi çözen Michael Ventris’in yolundan gittik. Bütün yazıtları bulundukları şehirle birlikte bir tabloya döktük ve bir şey çıktı. Her şehrin kendine ait işaret grupları var. Harappa’da hep yan yana duran iki işaret var, bu ikiliyi taşıyan 90 mühürden 76’sı Harappa’dan. Belki şehrin adı, belki bir tapınağın ya da bir yöneticinin. Ama bu şehirlerin eski adlarını bilmediğimiz için üstüne bir ses koyamıyoruz. Mezopotamya’da ve Bahreyn’de bulunan bazı İndus mühürlerinde de işaretler tanıdık ama dizilişleri İndus’ta hiç görülmemiş. Belki o işaretlerle yazılmış yerel isimler. O videoyu izlemediyseniz buradan izleyebilirsiniz.

Gujarat’taki Dholavira’da ise bu yazıyla ilgili insanın kafasını karıştıran bir şey bulundu. Şehrin kapısının yanında yere düşmüş bir tabela. Ahşabı çürüyüp gitmiş ama üstüne beyaz taştan kakılmış işaretler yerinde duruyor. On işaret, her biri 37 santim boyunda.[15] Bunu kimse cebinde taşımıyor. Kapının üstüne, şehre giren herkes okusun diye asılmış. Demek ki o kapıdan geçenlerin bir kısmı bu yazıyı okuyabiliyordu.

Mısır hiyeroglifleri Rosetta Taşı sayesinde çözüldü, çünkü aynı metin taşın üstünde bir de Yunanca yazılmıştı. İndus için de böyle bir şey bekleniyor. Belki bir gün Mezopotamya’da aynı metni hem çivi yazısıyla hem İndus yazısıyla taşıyan bir tablet çıkar. Henüz çıkmadı. Tamil Nadu eyaleti geçen yıl bu yazıyı çözene 1 milyon dolar ödül koydu. Henüz alan yok.[16] Biz de alamadık.

Yazıyı okuyamayınca bu insanların neye inandığını da tam bilemiyoruz. Mısır’ın tapınakları, Mezopotamya’nın zigguratları var. İndus’ta kesin tapınak diyebileceğimiz tek bir yapı bile yok. Elimizde birkaç ipucu var sadece. Biri su, o Büyük Hamam. Biri ateş, bazı şehirlerde ateş sunakları bulundu. Bir de bir mühür var ki yüz yıldır tartışılıyor. Bir figür bağdaş kurup oturmuş, başında boynuzlar var, etrafında bir fil, bir kaplan, bir gergedan, bir manda. Marshall ona ilk bakışta Hindu tanrısı Şiva’nın atası dedi, çünkü Şiva’nın lakaplarından biri hayvanların efendisi.[17] Buna itiraz edenler de çok, çünkü Şiva’yı bildiğimiz haliyle bin yıllar sonra görüyoruz.

Ben şöyle düşünüyorum. Tam olarak Şiva olmayabilir ama bugün Hindistan’da hala yaşayan bir şeyin çok uzak bir dedesi olabilir. Suyla arınmak, ateşe saygı, bağdaş kurup oturmak. Bunların bir kısmı o eski dünyadan kalmış olabilir.

Yani kuralları kimin koyduğunu yazıdan öğrenemiyoruz. Ama kuralların ne zaman çözüldüğünü görebiliyoruz. Çünkü bir gün bu düzen dağılmaya başlıyor.

Tuğla, orman, kuruyan nehir

MÖ 2600 ile 1900 arası İndus’un en parlak dönemi. Bazı hesaplara göre bir buçuk milyon kilometrekarelik bir alana yayılmışlardı. Türkiye’nin iki katı kadar. İçinde belki beş milyon insan yaşıyordu. Sonra MÖ 1900’den itibaren şehirler yavaş yavaş boşalmaya başlıyor.

Uzun yıllar bunun cevabı çok netti. İstila. Kuzeyden, Orta Asya’dan Hint-Aryanlar dediğimiz halklar geliyor. Atlı, savaşçı insanlar. Onların kutsal kitabı Rigveda’da tanrıları İndra’nın surlu şehirleri yıktığı anlatılıyor. Mohenjo-daro’yu kazan İngiliz arkeolog Mortimer Wheeler bir sokakta bulunan iskeletlere bakıp burada bir katliam olduğunu söyledi. Hikaye tamamlanmıştı.

Ama bu hikaye tutmuyor. O iskeletlerin aynı anda ölmediği anlaşıldı, farklı dönemlerden geliyorlar.[18] Şehirlerde büyük bir yangın ya da yıkım izi yok, toplu mezar yok. Asıl önemlisi de tarihler. Şehirler Aryanlar gelmeden iki üç yüz yıl önce zaten boşalmaya başlamış. Gelenler ayakta duran bir medeniyeti yıkmadı. Geldiklerinde ortada yıkılacak pek bir şey kalmamıştı.

Mezopotamya’nın tabletlerinde de bir şey değişiyor. MÖ 1900’lerden sonra Meluhha gemilerinden giderek daha az bahsediliyor. MÖ 1700’den sonra Meluhha adı neredeyse hiç geçmiyor. Gemiler artık gelmiyor.

Mezopotamya metinlerinde Meluhha’nın anılması MÖ 1900’den sonra azalıyor. Şematik eğilim, değerler temsili. Grafik: Bebar Bilim
Mezopotamya metinlerinde Meluhha’nın anılması MÖ 1900’den sonra azalıyor. Şematik eğilim, değerler temsili. Grafik: Bebar Bilim

O zaman ne oldu? Bunun için o tuğlalara geri dönmemiz lazım.

Mezopotamya’da şehirler güneşte kurutulmuş kerpiçten yapılıyor, çünkü orada orman yok, tuğlayı pişirecek odun yok. İndus’ta ise orman var. Bu yüzden İndus şehirleri fırında pişirilmiş tuğlayla yapılıyor. Pişmiş tuğla suya dayanıyor, yüzyıllarca ayakta kalıyor. O kanalizasyon da o kuyular da taşkına dayanan o duvarlar da bu tuğlalar sayesinde var.

Ama milyonlarca tuğla pişirmek için milyonlarca kez ateş yakmanız lazım. Bunun için de ağaç kesiyorlar. Şehirler büyüdükçe daha çok kesiyorlar. Ağaçların kökleri gidince toprak tutunamıyor, taşkınlar daha yıkıcı hale geliyor ve tarlaların verimli üst toprağını alıp götürüyor. Sulanan topraklar da zamanla tuzlanıyor.[21]

Bu bir teori ve kanıtlamak zor. Ama bence çok güçlü bir ihtimal. İndus’u ayakta tutan o düzen, o pişmiş tuğla, onu yavaş yavaş bitiren şeyin de bir parçası olmuş olabilir.

Tek başına bu yetmezdi belki. Ama aynı dönemde gökyüzü de değişiyor. 4.200 yıl kadar önce dünyanın birçok yerinde uzun kuraklıklar başlıyor. Mısır’da Eski Krallık, Mezopotamya’da Akad İmparatorluğu aynı yıllarda sarsılıyor. Göl çamurlarından, mağara sarkıtlarından alınan örnekler İndus’ta da muson yağmurlarının yüzyıllar içinde azaldığını gösteriyor.[19] Doğudaki o ikinci nehir, Ghaggar-Hakra, yağmurlar azaldıkça kuruyor.

4.200 yıl önce başlayan uzun kuraklıkların etkilediği üç bölge. Alanlar yaklaşıktır. Grafik: Bebar Bilim
4.200 yıl önce başlayan uzun kuraklıkların etkilediği üç bölge. Alanlar yaklaşıktır. Grafik: Bebar Bilim

Hatırlarsanız bu insanları ilk başta bir araya getiren şey de bir kuraklıktı. Bu sefer aynı kuraklık onları dağıtıyor.

Ama bunu bir gecede olmuş bir felaket gibi düşünmeyelim. Çok yavaş oluyor. MÖ 1900’den sonraki altı yüz yılda şehirler parça parça boşalıyor. Mohenjo-daro’da evler daha özensiz yapılmaya başlıyor, o dümdüz sokaklara gelişigüzel eklemeler yapılıyor, kanallar bakımsız kalıyor. İnsanlar şehirlerden köylere dağılıyor. Köyler yeni iklime uyum sağlıyor, başka ürünler ekmeye başlıyor. Hayat devam ediyor.[20]

Kaybolan şey başka. Tek boynuzlu hayvan mühürlerden siliniyor. Standart ağırlıklar kayboluyor. Sonra yazının kendisi kayboluyor. O bölgede yeniden yazı görmemiz için bin yıldan fazla beklememiz gerekiyor.

İnsanlar yok olmadı yani. Köyler yok olmadı. Kaybolan şey o düzendi. Bin yerleşimi aynı tuğlayla, aynı ağırlıkla birbirine bağlayan o görünmez şey. Uzak limanlara gemi gitmeyince mührün, ağırlığın, yazının da anlamı kalmadı.

İnsanlar nereye gitti peki? Bir kısmı doğuya, Ganj vadisine gidiyor. Orada daha çok yağmur var, pirinç yetişiyor. Bir kısmı güneye iniyor. Bazı araştırmacılara göre bugün Güney Hindistan’da Tamilce ve diğer Dravid dillerini konuşanların ataları arasında onlar da var. Pakistan’ın ve İran’ın dağlarında Brahuiler diye bir halk yaşıyor. Etrafındaki herkes başka bir dil konuşurken onlar hala bir Dravid dili konuşuyor. Belki o eski dünyadan geriye kalmış bir ada.

Şehirler ise 3.000 yıl toprağın altında kalıyor. Bu sürede etraftaki köylüler tümseklerden çıkan sağlam tuğlaları alıp kendi evlerinde kullanıyor. Sonra 1850’ler geliyor. İngilizler Lahor ile Multan arasına demiryolu döşüyor. Rayların altına sermek için sağlam taş lazım. Harappa’nın tümseklerinde düzgün, pişmiş tuğlalar buluyorlar ve binlercesini söküp rayların altına döküyorlar. Cunningham o küçük mührü bulduğunda tümseklerin bir kısmı çoktan raylara gitmişti.[1]

Dünyanın en düzenli şehirlerinden birinin tuğlaları bugün bir trenin altında yatıyor.

Bu mirası bugün iki ülke sahipleniyor. 1947’de Hindistan ve Pakistan ayrılırken Mohenjo-daro’dan çıkan eserler de bölüştürüldü. Şehrin en güzel kolyesini bile ikiye böldüler, yarısı bugün İslamabad’da, yarısı Delhi’de.[22] En önemli şehirler Pakistan’da kaldı, Hindistan’dan biri Mohenjo-daro’yu görmek istese vize almak çok zor. O yüzden bazıları orayı Pakistanlı bir rehberin telefonundan, görüntülü aramayla geziyor.

Mohenjo-daro’nun çevresindeki köylerde anlatılan bir hikaye var. Eskiden şehre yeni bir aile yerleşmek istediğinde şehirdeki her ev ona bir tuğla verirmiş. Aile de o binlerce tuğlayla kendi evini yaparmış.[22]

Mohenjo-daro çevresindeki köylerde anlatılan hikâye: şehirdeki her ev yeni gelen aileye bir tuğla verir. Grafik: Bebar Bilim
Mohenjo-daro çevresindeki köylerde anlatılan hikâye: şehirdeki her ev yeni gelen aileye bir tuğla verir. Grafik: Bebar Bilim

Bu bir efsane mi, gerçekten olmuş bir şey mi, bilmiyoruz. Ama bu medeniyetin hikayesini bundan daha iyi anlatan bir şey bulamadım. Kral yok, saray yok, ordu yok. Herkesin elinde bir tuğla var ve herkesin tuğlası aynı ölçüde.

Sizce kralı olmayan böyle bir düzen bugün mümkün mü? Yoksa İndus’un 700 yılı tarihin bir istisnası mıydı? Merak ediyorum, yorumlarda yazın.

İndus’un adı Mezopotamya tabletlerinden silinirken batıda, Doğu Akdeniz’de başka bir dünya kuruluyordu. Mısır’dan Hititlerin başkenti Hattuşa’ya, Miken’den Babil’e birbirine mektup yazan, birbirine altın, bakır, gelin gönderen krallıklar. 500 yıl sonra bu dünyanın neredeyse tamamı birkaç on yılın içinde çökecekti.

Bir sonraki bölüm, MÖ 1177.

Merakın burada bitmesin.

Kaynakça

  1. Cunningham, A. (1875). Harappa. Archaeological Survey of India, Report for the Year 1872–73, 5, 105–108. Calcutta.
  2. Marshall, J. (1924). First Light on a Long-Forgotten Civilisation: New Discoveries of an Unknown Prehistoric Past in India. The Illustrated London News, 20 Eylül 1924, 528–532.
  3. Possehl, G. L. (2002). The Indus Civilization: A Contemporary Perspective. Walnut Creek: AltaMira Press.
  4. Jarrige, J.-F. (2008). Mehrgarh Neolithic. Pragdhara, 18, 135–154.
  5. Narasimhan, V. M. vd. (2019). The Formation of Human Populations in South and Central Asia. Science, 365(6457), eaat7487. https://doi.org/10.1126/science.aat7487. Ayrıca: Shinde, V. vd. (2019). An Ancient Harappan Genome Lacks Ancestry from Steppe Pastoralists or Iranian Farmers. Cell, 179(3), 729–735.
  6. Giosan, L. vd. (2012). Fluvial Landscapes of the Harappan Civilization. PNAS, 109(26), E1688–E1694. https://doi.org/10.1073/pnas.1112743109
  7. Kenoyer, J. M. (1998). Ancient Cities of the Indus Valley Civilization. Karachi: Oxford University Press. Ayrıca: Jansen, M. (1993). Mohenjo-daro: Stadt der Brunnen und Kanäle. Bergisch Gladbach: Frontinus-Gesellschaft.
  8. Green, A. S. (2021). Killing the Priest-King: Addressing Egalitarianism in the Indus Civilization. Journal of Archaeological Research, 29, 153–202. https://doi.org/10.1007/s10814-020-09147-9
  9. Kenoyer, J. M. (2010). Measuring the Harappan World: Insights into the Indus Order and Cosmology. In I. Morley ve C. Renfrew (ed.), The Archaeology of Measurement, 106–121. Cambridge University Press.
  10. Kenoyer, J. M. ve Vidale, M. (1992). A New Look at Stone Drills of the Indus Valley Tradition. MRS Online Proceedings Library, 267, 495–518.
  11. Ratnagar, S. (2004). Trading Encounters: From the Euphrates to the Indus in the Bronze Age. New Delhi: Oxford University Press.
  12. Possehl, G. L. (2006). Shu-ilishu’s Cylinder Seal. Expedition, 48(1), 42–43. Penn Museum.
  13. Farmer, S., Sproat, R. ve Witzel, M. (2004). The Collapse of the Indus-Script Thesis: The Myth of a Literate Harappan Civilization. Electronic Journal of Vedic Studies, 11(2), 19–57.
  14. Mahadevan, I. (1977). The Indus Script: Texts, Concordance and Tables. New Delhi: Archaeological Survey of India.
  15. Bisht, R. S. (2015). Excavations at Dholavira (1989–90 to 2004–2005). New Delhi: Archaeological Survey of India.
  16. The Hindu (5 Ocak 2025). Stalin announces $1 million prize for deciphering the Indus Valley script.
  17. Marshall, J. (1931). Mohenjo-daro and the Indus Civilization. London: Arthur Probsthain.
  18. Dales, G. F. (1964). The Mythical Massacre at Mohenjo-daro. Expedition, 6(3), 36–43.
  19. Dixit, Y., Hodell, D. A. ve Petrie, C. A. (2014). Abrupt Weakening of the Summer Monsoon in Northwest India ~4100 yr Ago. Geology, 42(4), 339–342. Ayrıca: Weiss, H. (2016). Global Megadrought, Societal Collapse and Resilience at 4.2–3.9 ka BP. PAGES Magazine, 24(2), 62–63.
  20. Wright, R. P. (2010). The Ancient Indus: Urbanism, Economy, and Society. Cambridge University Press.
  21. Wheeler, M. (1968). The Indus Civilization (3. baskı). Cambridge University Press.
  22. Khan, O. ve Levien, R. (2020). Mohenjo-daro: Unsealing an Ancient Indus City [belgesel]. Harappa.com.

Genel kaynak: Harappa.com (J. M. Kenoyer, R. H. Meadow, O. Khan), Harappa Archaeological Research Project.

Görseller: Grafikler Bebar Bilim’e aittir. Fotoğraflar ve video kareleri: National Fund for Mohenjodaro, Wikimedia Commons (Aakashaliraza, CC BY-SA 4.0; Rahip-Kral, CC BY-SA 4.0; E. J. H. Mackay, kamu malı).

Birlikte düşünelim

Sorunu, katkını veya farklı bakış açını paylaş. Saygılı ve konuyla ilgili yorumlar birlikte düşünmemize yardımcı olur.

SENİN BEBAR ALANIN

Merakını yanında taşı.

Yazıları sakla, favorilerini biriktir ve topluluğa katıl. Üyelik ücretsiz.

Giriş yap / Üye ol →

Girişten sonra kaldığın içeriğe döneceksin.