Global Nüfus Krizi – 2100 Yılında Dünya Nüfusu

--- 14 Kasım 2022 öğle saatlerinde tam olarak 8 milyar kişi olduk. 8. Milyar. Kişi… Milyar sayısının büyüklüğünü evrenin büyüklüğü yazımızda anlatmaya çalışmıştım. Ama şöyle söyleyeyim. Dünya nüfusunu, 8 milyar kişiyi bugün tek…

İstersen izle
Video kapağı

Oynat düğmesine bastığında YouTube oynatıcısı yüklenir. YouTube’da izle ↗

Bu yazı, 20 Kasım 2022 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

— 14 Kasım 2022 öğle saatlerinde tam olarak 8 milyar kişi olduk. 8. Milyar. Kişi… Milyar sayısının büyüklüğünü evrenin büyüklüğü yazımızda anlatmaya çalışmıştım. Ama şöyle söyleyeyim. Dünya nüfusunu, 8 milyar kişiyi bugün tek tek saymaya çalışsanız, bir yoklama alsak yani, tam olarak 256 yıl sürerdi. Bayağı kalabalığız yani şu an. Bayağı… Ama şimdi bu konudaki kafa karışıklığının farkındayım. Kimine göre çok kalabalığız, dünyada yaşayacak yer kalmadı, kaynaklar tükendi tükenecek…

Ama durum gerçekten böyle mi? Bir nüfus krizi var mı? En azından düşündüğümüz gibi bir kriz mi var? Bunların cevaplarını verirken 2100 yılına da bir göz atacağız. Ve dünya nüfusunun ne yönde değişeceğini, neye dönüşeceğini konuşacağız. Ve emin olun sonuçlar sizi oldukça şaşırtacak.

Nüfus patlaması. Bu tanımın tam karşılığı geçtiğimiz yüzyıldır. 20. Yüzyıl. İnsanlık tarihinde bir anomaliydi. Nüfus korkunç bir hızla arttı. Tam anlamıyla dört katına çıkacaktı insanlık. Böyle bir şey daha önce yaşanmamıştı. Bunun da nedenleri tabi çok basit. Sanayi devrimleri, teknolojik gelişmeler ve elbette bağlantılı olarak “kamu sağlığı” alanında yaşanan atılımlar. Çok çarpıcı bir şey söyleyeyim mesela. Penisilin. İskoç doktor Alexander Fleming’in bu inanılmaz buluşu olmasaydı tahminlere göre şu anda nüfus 2 milyar civarında olurdu. Şu anki nüfusun yüzde 75’i kadarı ölür veya zaten doğamazdı. Bunun üzerine antibiyotikler, aşılar, dünya çapında sağlık programları ve hijyen konusundaki gelişmeler sayesinde daha uzun yaşamaya başladık, yenidoğan ölümleri inanılmaz oranda azaldı.

Ama isterseniz istatistiklerle ne büyük bir nüfus patlaması yaşadığımıza bir bakalım. Bundan 70 bin yıl kadar önce dünyadaki insan nüfusu 150.000’in altındaydı. 10 milyon kişiye ulaşması 65 bin yıl kadar sürecekti. Milattan önce 1000 yılına gelindiğinde 50 milyona ulaşmış ve sıfır yılına geldiğimizde, nüfus 200 milyon civarındaydı. Bir milyar kişiye ulaşmamız ise 1800 yıl kadar daha sürecekti. 1800 yılında tam 1 milyar kişiydik.

Yine nispeten hızlı bir artışla 1900 yılında dünya nüfusu 1.6 milyara ulaşmıştı. Ama işte 1900 yılı. Son birkaç yüzyıllık bilimsel gelişimin meyvelerini toplamaya başladığımız yıllar. Sadece 50 yıl içinde, 1950’lerde 2.5 milyar kişiye ulaşmıştı nüfus. Sonraki 50 yılda ise, 2000 yılına geldiğimizde tam 6.1 milyar kişi olmuştuk. Sadece 100 yıl içinde 1.6 milyar kişiden 6.1 milyar kişiye çıkmıştı nüfus. İnanılmaz bir hız… Sonra. 22 yılda. Sadece 22 yılda 2 milyar kişi daha katıldı… Artış hızına bakar mısınız? Bir milyar kişi olmamız onbinlerce yıl sürmüşken sadece 120 yıl içinde 6.5 milyar kişi katıldı kalabalığa…

İşte bu eksponansiyel artış nedeniyle endişeler baş gösterdi. Zira “bu hızla gidersek” diye düşünüyor tabi herkes. Yani. 10 milyara ulaşmamız daha da kısa sürmeli değil mi? İşte hikaye biraz farklı. Evet. 10 milyara ulaşacağız. Ama artık 20. Yüzyılın nüfus patlamasını geride bıraktığımızı söyleyebiliriz. 10 milyara ulaşmamız tahminlere göre 40-50 yıl kadar sürecek. 2060 ila 70’lı yıllar yaklaşık olarak. Yani evet. Nüfus artış hızı artık… Yavaşlıyor. Ve ne olacak biliyor musunuz? Elon Musk’ın da her şeyin ötesinde insanlığı bekleyen en büyük tehlike olarak gördüğü “durma ve hatta gerileme” başlayacağı öngörülüyor.

10 milyar bir anlamda kritik eşik olacak bizim için. Ve özellikle uzmanlar 2100 yılını dünya nüfusu açısından çok önemli bir yıl olarak görüyor. Peki ne oldu ve bizi ne bekliyor. Özellikle 2100 yılında bizi ne bekliyor. Öncelikle yavaşlama nedenlerine bir bakalım.

Sanayi devrimi sonrasında tıptaki gelişmeler sayesinde yaşam süresi uzarken aynı anda paralel olarak bir şey daha gerçekleşiyordu. Kadınlar da işgücüne katılmaya, daha fazla hak elde etmeye, daha fazla eğitim almaya başlamışlardı. Bu dönüşüm sırasında bir süre daha fazla çocuk sahibi olan ailelerin çocukları işte bu eğitim ve işgücüne katılım sonrasında kendi ebeveynlerinden daha az çocuk sahibi olmaya başladılar. Bunun da en önemli etkenlerinden biri özellikle 1960’larda çok yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanan doğum kontrol haplarıydı. Bu haplar kimine göre dünyanın kaderini birçok gelişmeden daha çok etkilemişti.

İşte bu sürecin sonucunda da 2020 yılında dünya çapında nüfus büyüme hızı 1950’lerden bu yana ilk defa %1’in altına düştü. Ancak burada bölgesel olarak bir ayrım yapmak çok önemli. Zira özellikle kadınların eğitime, işgücüne vs. erişiminin arttığı ve ekonomik refahın da aynı düzeyde arttığı ülkelerde bu düşüşü görüyoruz. 1950’lerde bir kadın başına düşen doğum sayısı 5 iken bu şu anda kadın başına ortalama 2-2.5 civarına düşmüş durumda. Bu oran kritik çünkü nüfusun korunması için kadın başına 2.1 çocuk gibi bir ortalama gerekiyor.

İşte burada bölgesel farklar ortaya çıkmaya başlıyor. Bazı ülkelerde bu oran 1.3 civarına düşmüş durumda. Çin’de 1.2, İtalya’da 1.2 gibi bir oran söz konusu. Çin özellikle 5 yıldır doğum oranlarının düştüğünü rapor ediyor ve işte bu önümüzdeki süreçte garip sonuçlar doğuracak. Bunu anlamak için de 2100 yılına bakmamız gerekiyor.

Ortak görüşe göre bahsettiğimiz gibi 2060 ve 70’lerde dünya nüfusu 10 milyara yaklaşacak ve doğum oranlarının bu şekilde düşmeye devam etmesi durumunda da işte o noktadan sonra dünya nüfusu ilk defa, yeni yüzyılda gerilemeye başlayacak. Hatta 2060’larda zirve yaptıktan sonra 2100 yılında nüfusun tekrar 8 milyar düzeyine ineceği tahmin ediliyor. Ancak bu değişimi iyi okumak gerekiyor.

Zira nüfusun dramatik şekilde azalacağı, ve hatta önümüzdeki 20-30 yılda yarıya ineceği Japonya gibi ülkeler var. Çin’in nüfusunun örneğin 2100 yılında 700 milyonlara ineceği düşünülüyor. Bunun aksine Ortadoğu, Kuzey Afrika ve bazı asya ülkelerinde ise tam tersi bir artış bekleniyor. Yani gelişmiş ülkelerin nüfusu yarı yarıya azalırken gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerin nüfusu büyük bir hızla artacak. Nüfus dengesinde büyük bir değişim göreceğiz anlayacağınız.

Gelişmiş ülkelerde özellikle bu dönüşüm son 20 yıldır yaşanmaya başladı. Neredeyse tüm ülkelerde doğum oranı 2’nin altındayken Afrika’daki birçok ülkede hala bu oran kadın başına 5 çocuk seviyesinde devam ediyor. Özellikle gelişmiş ülkelerde bu düşüşü daha da hızlandıran bir başka etken de ekonomik krizler.

İlk etapta ekonomik refah, eğitim vs. nedenlerle daha az ve daha geç çocuk sahibi olan çiftler özellikle 2008 krizi sonrasında ekonomik belirsizlik nedeniyle çocuk sahibi olma kararlarından ya tamamen vazgeçmeye ya da ertelemeye başladılar. Pandemi de haliyle bu süreci daha da hızlandırdı. Gelişmemiş ülkelerde ise doğum kontrol imkanlarına gerek ekonomik olarak erişimleri olmaması gerekse bu tip krizlerde dağıtım açısından bu ülkelerin genellikle son sıralarda olması nedeniyle tam tersi bir etki gözlemleniyor. Kadınların da eğitim ve çalışma hayatında olmamaları haliyle bu etkiyi daha da şiddetlendiriyor. İşte o nedenle bu tip krizlerde gelişmiş ülkelerde doğum oranları düşerken gelişmemiş ülkelerde tam tersi bir etki gözlemleniyor.

Bu tahminlere göre işte gelişmemiş ülkelerde yaşayan insan nüfusunun payının %80’lere kadar çıkacağı tahmin ediliyor. Bir de işin yaşlı nüfus kısmı var. Bugün 72 civarında olan yaşam süresinin 2050’lerde 77’lere çıkacağı ve gelişmiş ülkelerde özellikle 60 yaş üstü nüfusun oranı çocukların sayısını katlayacağı düşünülüyor. E bunların da tabi yığınla sonuçları ve bu ülkeler için hesaba katması gereken yaratacağı bir sürü sorunu olacak. İlki tabi “yaşlı nüfusun” bakımı. Biz de umarım yaşlanırsak bu durumda bizim de bakıma ihtiyacımız olacak. Ekonomi açısından ülkeler için büyük bir yük anlamına geliyor bu.

İşgücü açısından da büyük bir sorun tabi bu. Yeterli işgücü bulmak zor hale gelecek. En azından “göç” konusu hesaba katılmadığında. İşte bu noktada gelişmiş ülkelerin başvuracağı çözümlerden biri olacak göç. Ama tabi elbette en temel çözümlerden biri şu anda harıl harıl üzerinde çalıştıkları “endüstri 4.0” devrimi olacak. Tüm süreçleri dijitalleştirmek ve insan gereksinimini en aza indirmek için neden bu kadar yarınlar yokmuşçasına uğraştıklarını anlayabiliriz. Ülkemiz için durum ne peki?

Aslında gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerden farklı bir hikaye yok bizim için de. 2060’lara geldiğimizde nüfusumuzun, tabi göç hesaba katılmadığında, 95 milyonlara kadar nispeten yavaş bir büyüme ile artması ve sonrasında ise bir düşüşe geçmesi ve 2100’lerin başında 80 milyonlara geri dönmesi bekleniyor. Peki hepsini hesaba kattığımızda “bu ne anlama geliyor?”

Öncelikle tüm bu hesaplar elbette mevcut durumda oldukça güvenilir tahminler fakat tabi salgınlar ve felaketler elbette hesapları bir miktar değiştirebilir. Tabi İspanyol gribinde olduğu gibi nüfusun belirli bir yüzdesini tamamen öldürecek düzeyde salgınlar görmeyiz umarım ki sağlık alanındaki gelişmeler bu konuda çok umut verici, ama yine de bunların kesinlik ifade etmediğini söylemek gerekiyor. Ama tabi bugün özellikle savaşlar sonucunda tüm dünyada, bizim de doğrudan yaşadığımız üzere yaşanan göçlerin daha “yaygın” bir şekilde olduğuna şahit olabiliriz.

Gelişmemiş ülkeler için ise özellikle daha da fazla artacak nüfus için gerekecek kaynaklar da artacak ve bu konuda bu ülkeleri bugün olduğundan daha da zor bir gelecek bekleyebilir… Bir de işin sosyo-ekonomik tarafında dikkat edilmesi gereken hususlar var. Bazı ülkelerde özellikle kadınların binlerce yıl sonra edindikleri haklar ile ilgili tartışmalar başlamış durumda bile. Eğitime, işgücüne katılma, kürtaj vs. gibi konular biliyorsunuz en gelişmiş ülkelerde bile tartışılıyor. Kimine göre işte bu gelecek nüfus düşüşüne karşı şimdiden bazı tatsız tartışmaların başladığı anlamına da geliyor.

Bir de işin tabi “güç” dengesi de var. Bazı gelişmiş ülkeler gerek genel olarak nüfusun azalması ve özellikle genç nüfusun azalması durumunda ekonomik ve siyasi güçlerini yitirebileceklerini ve buna karşı önlem alınması gerektiğini düşünüyor. Anlayacağınız dünyamızı ilginç zamanlar bekliyor. Sonuçları? Tahmin etmek kolay değil. Bu konuda bir yargıya varmak da zor. O nedenle bu yazıyı bir tartışma başlangıcı olarak da düşünebilirsiniz. Belki yapılan tartışmalar üzerine yeni kapılar açılır ve bu konuyu farklı açılardan ele almaya devam ederiz. Düşüncelerinizi ve katkılarınızı bekliyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir