
Oynat düğmesine bastığında YouTube oynatıcısı yüklenir. YouTube’da izle ↗
1800’lerin sonu. Bugün Polonya olarak bildiğimiz ülkenin toprakları Rusya, Almanya ve Avusturya-Macaristan arasında paylaşılmış, bağımsızlığını yitirmiş bir yerdi. Aslen Polonyalı olan Marie Skladowska Curie bu duruma çok üzülüyordu. Ve eşi Pierre Curie ile yeni bir element bulduklarında hiç düşünmeden bu elemente bağımsızlık özlemini duyurmak amacıyla ülkesinin ismini vermişti. Polonium’dan bahsediyoruz. Tarihte “siyasi” nedenlerle isimlendirilmiş ilk element. Bunun da ötesinde sadece 1 gramı 50 milyon insanı yeryüzünden silebilecek kadar radyoaktif bir element Polonyum. 160 gramı tüm insanlığı yeryüzünden silebilecek…
Ve polonyumun hikayesi gerçekten çok iyi bir film senaryosuna taş çıkartacak cinsten. Bilinen ve şüphelenilen bazı suikastlerin, kendi cinayetini çözen bir Rus casusun, sıradışı kazaların konusu, polonyumun hikayesi bu…
Marie Curie ve eşi Pierre Curie. Belki de bilim tarihinin en ikonik laboratuvarlarından birine sahipti. Öyle ki. Paris’te bulunan laboratuvarlarının büyük bir kısmının bir kömürlükten, bir maden deposundan farkı yoktu. İlk başlarda kendi çabaları ile tonlarca madeni getirtiyor, bunlar üzerinde çalışmalar yapıyorlardı. Ellerindeki uraninit veya uranyum cevheri olarak da bilinen cevherde çalışmalar yaparken de garip bir şeyle karşılaştılar.
Bu cevherin kendisi, toplamda ondan elde edilen “uranyumdan” daha “radyoaktifti”. Haliyle “başka bir elementten” şüphelendiler hemen ve birkaç ton daha uranyum cevheri sipariş ettiler. Bu sırada kendilerini destekleyenler de kamyon kamyon maden gönderiyorlardı.
İşte bu tonlarca maden ile aylar süren çalışmaları sonucunda uranyumdan 400 kat daha radyoaktif bir elementi izole etmeyi başardılar. Daha sonra Polonyum adını verdikleri elementi. Tabi bu kolay olmamıştı. Bu kadar fazla cevher kullanmalarının nedeni de 1 ton kadar cevherden sadece 100 mikrogram yani 0,0001 gram polonyum elde edilebiliyordu. Ancak işte sonunda Curie çifti Polonyum-209 olarak bilinen elementi keşfetmişlerdi. Tabi bugünkü ölçüm aletleri filan yok o zamanlar ve elde ettikleri şeyin radyoaktivitesinin ne denli ölümcül olduğunun farkında değillerdi. Zaten uzun süre “radyoaktivitenin” zararlı olduğundan haberi yoktu kimsenin…
Neyse. İsterseniz doğrudan bu inanılmaz toksik elementin özelliklerine, bulunduğu yerlere ve tarihteki yerine bir bakalım. Öncelikle. 84 atom numaralı, atom ağırlığı 209 olan Polonyum’un kaynama noktası 962 santigrat derecedir ve en yaygın izotopu olan Polonyum 210’un yarılanma ömrü 138 gündür. Ve bu element hem toprakta hem de havada mevcuttur. Hatta bizim bedenimizde bile mevcut. Ancak temelde Polonyum 210 özellikle radyumun bozunması ile üretilir. Radyum da uranyumun ürünüdür ve uranyum da neredeyse tüm kaya oluşumlarında bulunur.
Bununla birlikte ağaçlarda veya kayaların üzerinde mantarımsı bir tür oluşum olan likenler özellikle atmosferden polonyumu doğrudan emebilme özelliğine sahiptir. Bu nedenle bu likenlerin çok yaygın olduğu soğuk kuzey ülkelerinde bu likenleri yiyen geyikler ve bu geyikleri yiyen insanlarda dünya ortalamasından daha fazla polonyum bulunur. Bu açıdan polonyum çok çok nadir bulunan bir element olarak sınıflandırılır. O kadar nadirdir ki uranyumdan polonyum çıkartmak ekonomik olarak mantıksız bir uğraştır. Bir de tabi çok çok yüksek radyoaktivitesi ve kullanım alanının çok az olması da bu elementle ilgili üretimin çok çok az olmasına neden oluyor.
Ama yine de polonyumun belli başlı kullanım alanları var. Örneğin uydularda ve uzay araçlarında termoelektrik enerji için ısı kaynağı olarak kullanılır. Zira polonyum çok hızlı bozunduğu için çok kısa zamanda çok yüksek sıcaklıklara ulaşabilir. Sadece 1 gram polonyum çok kısa sürede 500 santigrat derece sıcaklığa ulaşabilir mesela. Tam da bu özelliği nedeniyle atom bombasında da tetikleyici olarak kullanılır. Manhattan Projesinde de önemli bir unsurdu polonyum. Bu projeden önce saf polonyum çıkarılamamıştı ancak bu elementi araştıran ve müthiş potansiyelini keşfeden proje mühendisleri hemen atom bombasında kullanılmak üzere polonyum üretmeye başladılar. Ve berilyum ile birlikte ilk atom bombasının tetikleyicisi olarak kullanıldı polonyum.
Bununla birlikte insanın hayatında polonyumla en yaygın şekilde karşılaştığı yer tütün ürünleridir. Özellikle sigarada radyoaktif polonyum bulunur ve 2011’de yapılan bir çalışmada sigara üreticilerinin bunu 1959 yılından bu yana bildikleri ancak rapor etmedikleri ortaya çıkmıştır. Sigaradan hayatını kaybeden 1000 kişiden 138’inde polonyum kendi başına rol oynamaktadır.
Bunun yanında evet, polonyum 210 bilinen en toksik elementtir ancak buna rağmen doğrudan ağız yolu ile veya bir yara ile temas edilmemesi durumunda vücudumuzun dışında çok etkili değildir. Fakat insan vücuduna çok çok az miktarda girse bile çok büyük zararlar verir. Doğrudan hücredeki genetik materyali yok edebilir. Bunun nedeni de polonyum 210’un çok yüksek enerjili alfa parçacıkları salınımı gerçekleştirmesi. Zaten radyoaktif olması da bundan kaynaklanır. Ancak gelelim şimdi polonyumun konu olduğu veya iddia edildiği tarihi olaylara.
İlk olarak. Polonyum kaynaklı ilk ölümün ilginç ve üzücü bir tesadüf ki Marie Curie’nin kızı Irene Curie olduğu düşünülür. 1946 yılında Irene Curie laboratuvarında çalışırken içerisinde polonyum bulunan bir tüp patlamış ve bu olaydan 10 yıl kadar sonra lösemi nedeniyle hayatını kaybeden Irene’de kansere bu olayın neden olduğunu söyleyenler mevcut.
Bununla birlikte Filistin’in eski başkanı Yaser Arafat’ın ölümünde de polonyumun rolü olabileceği düşünülüyor. Zira ölümünden sonra yapılan araştırmalarda kıyafetlerinde anormal düzeyde polonyum 210 tespit edilmişti. Ölüm nedeninin bu olup olmadığı kanıtlanmasa da kimilerine göre çok fazla sigara içen Yaser Arafat’ın kıyafetlerindeki bu fazla polonyumdan bu alışkanlığı da sorumlu olabilir. Ve son olarak. Alexander Litvinenko. İsterseniz bu olayın ilginç arkaplanını biraz anlatayım polonyumdan bahsetmeden önce. Litvinenko film gibi bir suikast hikayesinin öznesi. Taraf değiştirerek İngiltere’ye sığınan Eski bir KGB ajanı.
Rus istihbaratında çok çok önemli bir figürken ve Putin’in de çok güvendiği bir ajanken 2000 yılında devletin bazı suikast planlarını bir basın toplantısında ifşa ettikten sonra önce Ukrayna üzerinden Türkiye’ye geliyor. Ankara’daki İngiltere başkonsolosluğuna sığınma başvurusu yapıyor ama bu başvurusu reddediliyor. Litvinenko daha sonra ailesi ile birlikte İstanbul’a geliyor ve buradan Londra’ya uçuyor. Londra’da Heathrow Havaalanında siyasi sığınmacı başvurusunu tekrarlıyor. Artık nasıl bir anlaşma yapıldıysa ki daha sonraki görülen davalarda İngiltere İstihbaratından para aldığı da anlaşılıyor, görünürde siyasi sığınmacı olarak İngiltere’de yaşamaya başlıyor.
Fakat KGB’yi ve özellikle Putin’i az çok tanıyor, geçmişini biliyorsanız Litvinenko’nun öyle kolay kolay kurtulamayacağını biliyorsunuz. İşte 1 Kasım 2006 yılında akşam saatlerinde Litvinenko birden rahatsızlanıyor ve hastaneye kaldırılıyor. Durumu gittikçe kötüleşen Litvinenko tam da o gün bir otelin lobisinde iki Rus ajanı ve tanıdığı Dmitry Kovtun ve Andrey Lugovoy ile buluşuyor. Hemen bu ikilinin kendisine ikram ettiği çay geliyor aklına. Ve bu söyledikleri üzerine doktorlar yaptıkları testlerde Litvinenko’nun kanında aşırı miktarda polonyum 210’a rastlıyorlar. 23 Kasım’da da hayatını kaybediyor.
Ama ölüm döşeğindeyken birkaç açıklama da yapıyor. Doğrudan Putin’in suikast emrini verdiğini, yargılanması gerektiğini söylüyor. Yıllar süren araştırmalar da bunu kanıtlar nitelikte olsa da elbette herhangi bir yargılama gerçekleşmiyor. Bu süreçte yaşananlarla ilgili bir iki ilginç not da şunlar. Litvinenko ölmeden önce müslüman olduğunu açıklıyor. Bunu babasına da söylüyor ve babası “Olsun, en azından komünist değilsin” diyerek cevap veriyor.
Litvinenko’nun son sözlerinden biri “Bir adamı susturabilirsin ama Putin dünyanın dört bir yanından protestolar hayatın boyunca kulaklarında çınlayacak” olmuştu. Bugün Litvinenko’nun ahının bir miktar tuttuğunu söyleyebiliriz sanki. Ve son olarak. Litvinenko’nun ölümünün ertesi günü Putin bir açıklama yapıyor: Ve şöyle diyor: “Litvinenko’nun Lazarus olmadığı anlaşılmıştır”… Bilmeyenler için Lazarus Yeni Ahitte öldükten sonra İsa tarafından diriltildiği belirtilen kişidir.
Evet. Ana konumuz polonyumdu ancak ufak ve ilginç bir sapma oldu konuda fakat özünde Polonyum’un bilinen en radyoaktif element olması ile de bağlantılı bu olaylar da nasıl bir element olduğunu anlamamız konusunda bize önemli bir fikir verebilir.



