KARGO UÇAĞI KABİLELERİ – BU İNSANLAR NEDEN KARGO UÇAKLARINA TAPIYOR?

Bazı insanlar için sürdürdüğünüz hayatın Tanrısal bir boyutu olduğunu biliyor muydunuz? Biliyorsunuz. Görmüşsünüzdür siz de. Hani farklı ülkelerde, daha önce hiç modern dünya ile temas kurmamış topluluklar vardır. Kimi zaman…

İstersen izle
Video kapağı

Oynat düğmesine bastığında YouTube oynatıcısı yüklenir. YouTube’da izle ↗

Bu yazı, 5 Şubat 2023 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Bazı insanlar için sürdürdüğünüz hayatın Tanrısal bir boyutu olduğunu biliyor muydunuz? Biliyorsunuz. Görmüşsünüzdür siz de. Hani farklı ülkelerde, daha önce hiç modern dünya ile temas kurmamış topluluklar vardır. Kimi zaman bunların ilk karşılaşmalarını görürüz belgesellerde filan. Uçak, kamera, telefon vs. ilk defa gören ve hatta ilk defa beyaz insan gören topluluklar. Bunun yarattığı şoku sadece hayal etmeye çalışın. Anlaması çok zor ama size bugün bu karşılaşmaların ne anlama gelebileceğine dair bir hikaye anlatacağım. Ve bu hikayeden bizim, gerek bireysel, gerek toplumsal olarak çıkarmamız gereken derslerden bahsedeceğim.

Kargo Tanrılarına Tapan Kabilelerden… Ve bilim dünyasının bu kargo tanrılarından çıkarması gereken derslerden. “Cargo Cult Science” olarak bilinen bir tabirden bahsediyorum. Kargo Cemaatleri/Tarikatları/Kabileleri Bilimi” olarak çevirebiliriz ve ilk etapta çok anlamsız gelen ama çok akılcı bu benzetmeyi elbette yine hem muzip hem de zeki birinden beklemeliyiz. Bilim dünyasında da bu tabire uyan tek bir isim var desek yeridir. Richard Feynman tabi ki. Feynman 1974 yılında CALTECH olarak bildiğimiz Kaliforniya Teknoloji Enstitüsünde bir seminerde açılış konuşması yapıyor. Ve bu “kargo cemaatlerinden” bahsediyor konuşmasında.

Karşısında onu dinleyen birçok bilim insanı ve öğrenciye aslında bir ders vermek, bilimin ne olduğundan çok ne olmadığına dair bir hikaye anlatmak için. Herkes “yine neden bahsediyor bu” derken açıklıyor Feynman. Bu olaydan Eminim Şaka Yapıyorsunuz, Bay Feynman kitabının sonunda da bahsediyor ve şunları söylüyor:

Güney Denizlerinde bir kargo tarikatı var. Savaş sırasında uçakların çok değerli ganimetlerle, yiyeceklerle göklerden indiklerini gördüler. Ve bunun tekrar olmasını istiyorlardı. O nedenle uçakların indiği zamanki şartları tekrar oluşturmak istediler. Uçakların inmesi için pistler inşa ettiler, yanlarına ateşler yaktılar. Ahşap bir kulübe yaparak içine bir adam koydular. Kafasına pilotlarda gördüklerine benzer kulaklıkları andıran bambudan antenler yaptılar. Ve beklediler. Uçakların gelmesi an meselesi olmalıydı. Ama gelmediler. Bu olamazdı. Her şeyi doğru yapmışlardı. Aynı o zaman olduğu gibiydi her şey. Ama yok. Gelen giden yoktu…

Ben bunlara, bu çabalarına işte “kargo tarikatı bilimi” diyorum. Zira aslında bildiğimiz bilimsel araştırma ve uygulama yöntemlerini çok iyi uygulamışlardı. Ama bir şeyi atlamışlardı. Uçaklar inmiyordu… Bu olguyu aslında şöyle açıklayabiliriz: Kargo Tarikatı Bilimi bir tür sahtebilim uygulaması. Bir hipotez ortaya atarak bunu doğrulayan kanıtlar uydurma eğilimi olarak da açıklayabiliriz. Bilimsel yöntemin tersine, hipotezi yanlışlayacak hiçbir efor sarfedilmez.

Bu tabir ise sadece bu örnekte olduğu gibi değil aslında teknolojik olarak gelişmiş topluluklarla karşılaşan tüm kabilelerde karşımıza çıkıyor. Tek amaçları o toplulukların teknolojik gelişmişliğine, refahına sahip olmak. Bu gelişmişliğin de o insanlara mutlaka tanrı tarafından, doğa üstü güç şeklinde bahşedilmiş olabileceğine inanıyorlar. Başka türlü koca koca demir yığınlarını nasıl uçurabilirsiniz ki? Mümkün değil. Birazdan döneceğim bu konuya, zira sayısız komplo teorisinin de temelinde bu yatar. “Benim aklım almıyor, o yüzden başka bir iş var bu işin içinde” eğilimi. Neyse.

Bu çabaların neden sürekli başarısız olmaya mahkum olduğuna dair bir örneği şöyle açıklayabiliriz aslında. Bir uçak görüyorsunuz ve inanılmaz etkileniyorsunuz. Hemen sağdan soldan gerekli malzemeleri, en azından bir uçağı andıracak bir şey oluşturacak malzemeyi topluyorsunuz. Ve gördüğünüz uçağa çok ama çok benzer bir şey inşa ediyorsunuz. İçine oturuyorsunuz. Ama uçmuyor. Nasıl olur? Çünkü… Motoru yok.

Dışarıdan bakıldığında çok basit görünüyor aslında. Ama dışarıdan bakıldığında “kalbini”, motoru göremiyorsunuz. Asıl gelişmişliği, o gördüğünüz “mucizevi” şeyin arkasındaki yüzyıllar boyunca emek emek oluşturulmuş çabayı, kazaları, deneme-yanılmayı, başarısızlıkları… Göremiyorsunuz. Sonunda, aynı o kabilelerin yaptığı gibi.. Bunlar tanrı olmalı. Ya da doğaüstü herhangi bir şey. Tanrının temsilcileri… O nedenle “dua” ediyorsunuz, kurbanlar adıyorsunuz, aklınıza gelen tüm dini ritüelleri uyguluyorsunuz. Tanrının o gelişmişliği size de bahşetmesi için. “Lütfen bana da ver” diyorsunuz.

Uçağın inebileceği bir pist inşa ederek bu pistin uçak doğurmasını bekliyorsunuz. Ama olan ne burada peki? Birincisi. Cahilsiniz. Anlamıyorsunuz. Ve bu normal. İkincisi ise daha tehlikeli: Anlıyorsunuz, yetersizliğinizi biliyorsunuz ancak kolaya kaçıyorsunuz. O gelişmişliğe giden yolda o toplulukların çektiği çileleri, deneme-yanılma süreçlerini, başarısızlıklarını yaşamak istemiyorsunuz. Tüm o zorlukları atlatıp birden “gelişmiş bir toplum” olmak istiyorsunuz. Bu noktada Feynman’ın bilim dünyasına vermek istediği mesaj bir geri dönelim.

Bu kabileler gibi bir yanılgıya düşmemek ve “kargo uçaklarını bekleyen tarikatlar” olmamak için araştırmacıların, bilim insanlarının ve genel olarak gerçeği arayanların kendilerini kandırmaktan vazgeçmelerini istiyor. Hipotezlerinizi, düşüncelerinizi, iddialarınızı sorgulamaktan, kendinizden şüphe duymaktan korkmayın diyor. Fikirlerinize fanatik bir şekilde bağlanmaktansa o düşüncenizdeki eksikleri, hataları araştırmak, bunun üzerine düşünmek için zaman ayırın. O nedenle özellikle araştırmacıların çok çok dürüst olması gerektiğini söylüyor. Öyle normalde görmeyeceğimiz bir dürüstlükten bahsediyor. Ve reklam dünyasından, medyadan, psikolojiden ve siyasetten örnekler vererek bilimsel düşüncenin büyük yalanlar ve kandırmacalara dayalı bu dünyalardan farklı olması gerektiğini söylüyor.

Bilim dünyasında bunun en yaygın örneklerinden biri kendi araştırmasını desteklemek adına başka bilim insanlarının araştırmalarını kullanan araştırmacılardır. Sizin araştırmanız onunki ile çok benzer gibi görünse de onun, o araştırmayı yaptığı zaman, durum, şartlar ve etkileyen değişkenler çok çok farklı olabilir. Ufacık bir sapma bile tüm sonucu tamamen etkileyebilir. Ya da. Dürüstlük demişti Feynman. Çalışmalarınızı, diyor, açıklarken… Dürüst olun. Örneğin finansman elde edebilmek için bir bulguyu, bir faktörü bahis dışı bırakırsanız bu sizin güvenilmez bir bilim insanı olduğunuzu gösterir diyor.

Bilim dünyasına verdiği mesaj özünde buydu. Kendinize, çalışmanıza, insanlara, dünyaya karşı dürüst olun. Ama bu tabi çok farklı açılardan bize çok şey anlatan bir örnek. “Benim aklım almıyor, o yüzden yalan bunlar” dediğimde de bundan bahsediyordum. Bilimsel gelişmeler karşısında mutlaka ortaya çıkan “bizi kandırıyorlar, inanmayın” diye bağıran toplulukların derdi de bu. Ya da gelişmiş ülkelerle ilgili derdimiz de biraz buradan kaynaklanıyor. Baktığımızda sahip oldukları tüm teknolojik ve toplumsal gelişmeleri görüyoruz. Ve bir noktada biz de aynısına sahip olmamız gerektiğini düşünüyoruz. Uçağı olmasını isteyen kabileler gibi.

Biz de uçak yapıyoruz ama… Motoru bilmiyoruz. Gelişmiş toplumların tarih boyunca yaşadıklarını, bu gelişmişliğe ulaşmak için bugünü kurtaran değil, geleceği, sonraki nesilleri de kapsayan bir bakış açısı ile gece gündüz çalıştıklarını, bir sonraki adımı düşünerek adım attıklarını, başarıya ulaşmak için yaşadıkları başarısızlıkları görmüyoruz. Şeyi duymuşsunuzdur. Elimizdeki telefonlar mesela. Bazı gruplar ne diyor? Bu işte 51. Bölgede ele geçirilen uzaylılardan onlara geçti. Yoksa nasıl yapılabilir ki böyle bir şey? Mümkün değil. Niye mümkün değil? Çünkü ben yapamıyorum… Niye yapamıyorum… Çünkü anlamıyorum… Neyse. Siz konuyu anladınız.

İşin özü şu: Feyman’ın söylediği gibi. Kendinizi kandırmaktan vazgeçin ve dürüst olun. Eksiklerinizi görün. Ve bunlar üzerinde çalışın. Mustafa Kemal Atatürk cephelerde bombalar yağarken, daha kurtuluş savaşı tamamlanmamışken ülkede eğitim seferberliğini başlatmıştı. Neyin eksik olduğunu çok iyi biliyordu zira. Dürüsttü. Biz de önce kendimizden başlayarak en nihayetinde gerek toplum gerekse global olarak dürüst olursak bizi yiyip bitiren sorunlara çok daha hızlı çözüm bulabiliriz. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Başta da söylediğim gibi. Psikoloji videolarını özleyenler BebarX’te Freud sizi bekliyor. Bu video ile eşzamanlı olarak oraya da Freud’un Çöküşü temalı videoyu yükledim. Orada da görüşelim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir