Yapay Zeka diyoruz. Düşünen makineler. Robotlar. İnsansı robotlar. Düşünmekten bahsediyoruz. Bizim gibi. Bir canlı gibi. O halde bir soru sormamız gerekiyor. Bu makineler. Düşünecek duruma geleceklerse. Bunların da bir evrimi olmalı değil mi? Bir süreçten geçmeleri gerekiyor. Öyle birden ortaya çıkmaz hiçbir şey. Doğadan biliyoruz bunu. E peki. Yapay Zekanın da bir evrimi var mı? Var. Hem de çok benzer aşamalar göreceğiz. Yapay zekanın görmeye, duymaya, konuşmaya, anlamaya başlaması… Yürümeye, koşmaya… Bir bilinç geliştirmeye başlaması belki de… Hepsini adım adım görmek ister misiniz? O halde hikayemiz devam ediyor…
Darthmouth çalışmalarından bahsetmiştik. 1956 yılında. İlk defa Yapay Zeka terimini duymuştuk hani. Sonra işler öyle bir kontrolden çıktı ki. Çok az kişinin anladığı, algıladığı bir altın çağ başlamıştı. Sessiz ve derinden dünyada tüm dengeler işte bu dönemde değişmeye başlayacaktı. Bugünkü “teknoloji devleri” ve bu devlerin sağladığı güç ile devleşen ülkeler için de dönüm noktasıydı bu. 1956 yılında başlamış ve 1974 yılına kadar devam etmiş bir dönem. 1974 yılında ne oldu pek? Kış başladı. Çok uzun sürecek bir kış… Keşke yaşanmasaydı diyeceğimiz bir “atalet” dönemi… Neden mi? Yapay Zekanın Görkemli Doğuş hikayesi devam ediyor… Unutmayın. Bu yolun sonu aydınlık. Birlikte yürüyoruz. O halde gelin yürüyüşümüz devam etsin…
Hiçbir gelişmeyi elbette tek başına okuyamayız. Dönemin şartlarını iyi anlamamız gerekiyor. Her türlü bilimsel ve teknolojik gelişme sosyal ve kültürel bir gelişmeyle de paraleldir. 1956 sonrasında yapay zekanın büyümesi elbette bilgisayar teknolojilerindeki gelişmeyle de doğrudan ilişkiliydi. Vakum tüplü dev bilgisayarlardan entegre devreli bilgisayarlara geçiş zaten tarihin en önemli devrimlerinden biriydi. Yalnız bu teknolojilerin gelişmesinin arkasında da Soğuk Savaşın izlerini görebiliriz. Amerika’nın Sovyetler Birliği karşısında uzay savaşlarında öne geçmek için yaptığı atılımlar ve Apollo programı gibi programlar tüm süreci inanılmaz hızlandırmıştı. Ki yapay zekanın, internetin ve birçok gelişmenin ilk adımlarından biri olan Advanced Research Projects Agency adında bizim “ARPA” olarak bildiğimiz proje de Sovyetler Sputnik projesi ile uzayı fethetmeye başlayınca buna tepki olarak hızlıca başlatılmış bir projeydi. Tek bir hedefleri vardı. Çığır açacak teknolojiler geliştirmek. Ama sanırım en büyük farkı yaratacak olan ARPA’nın başındaki Licklider’ın sözleriydi. “Projelere değil insana yatırım yapacağız…”
Bu yaklaşımla ARPA projesine Stanford, MIT, Lincoln Laboratuvarları, Carnegie Mellon gibi yerlerden inanılmaz bir insan ve “fikir” gücü ayrılmıştı. Şunu iyi vurgulamak lazım. Yapay zeka, makine öğrenmesi vs. tüm bu gelişmelerin ilk ateşi, en temel altyapısı “akademiden” geliyordu. Matematikte, istatistikte, sibernetikte uzman araştırmacıların fikir çocuğudur yapay zeka. Teknoloji, mühendislik bir yere kadar götürür sizi. Bilim ise her yere. Neyse.
Misal bu dönemde tamamen bilim insanları tarafından geliştirilen programlar vardı. 1959 tarihinde geliştirilen ve sadece Matematik problemlerini çözmek için geliştirilmiş General Problem Solver gibi. 60’lar özellikle bu açıdan çok hareketliydi. Kalkülüs problemleri için MIT’de geliştirilen SAINT programı, yine MIT’den IQ testleri için geliştirilen ANALOGY gibi. Veya yine MIT’den Minsky liderliğinde geliştirilen 1964 tarihli STUDENT programı. Bu bir doktora çalışması olarak geliştirilmiş ve lise öğrencileri için cebir problemlerini çözebilen ilk NLP yani Doğal Dil İşleme algoritmalarından biriydi.
Sonra MIT Profesür Joseph Weizenbaum 1965’te ELIZA’yı geliştirmişti. Ki bu, bu alanda tüm dünyada ilgi çeken en önemli programlardan biriydi. Bernard Shaw’ın Pygmalion oyunundan ismini alan ELIZA bir psikoanaliz programıydı. Kullanıcı sorular sorabiliyor ve ELIZA da “danışmanlık” yapabiliyordu. Kullananlar karşılarında gerçek bir insan olduğundan şüpheleniyordu hatta. Bakın. 1965 diyorum. Anlıyorsunuz değil mi????
Daha bitmedi. 1966 yılında da Computer Vision isimli bir program çıktı yine MIT’den. Yine Marvin Minsky olayın arkasında. Bir öğrencisine bir yaz ödevi veriyor Minsky. Gerald Jay Sussman öğrencisi. Diyor ki: Bilgisayara kamera bağla ve gördüklerini tarif etmesini sağla. Yani. İmkansız bir görev gibi o zaman için. Ama Sussman tam da bunu yapıyor. İlk defa. Bilgisayarlar görmeye başlıyor. Bir evrime tanıklık ediyoruz bu yolculukta…
Sonra Mac Hack geliyor 1968’de. MIT Profesörü Richard Greenblatt üretiyor. Mac Hack satranç oynayabilen bir program. Ve uluslararası turnuvalara da sokuyorlar ve hiç de fena sonuçlar almıyor. Daha çocuk tabi bilgisayarlar burada. Öğreniyorlar. Sonra biliyorsunuz. Artık “yenilmez” oldular bu konuda. 1960’ların sonunda da Hearsay I geliyor. İlk “ses tanıma sistemi”… Evet. Bilgisayarlar artık “duymaya” da başlıyor. Sonra bu programı geliştiren öğrenciler Dragon Systems isimli şirketi de kuracaklardı ki bir deve dönüşecekti bu şirket.
Yani altın çağ demiştik ya. Öyle böyle değil. 1950’ler, 60’lar… Dünya savaşından çıkmış bir dünyada küllerinden doğmak öyle kolay değil. Birileri bir yerlerde yeni bir şeyler inşa etmeye devam ediyordu her zaman. Durmadan. Şimdi bu dönemde ortaya çıkan çok önemli bir bölünmeden bahsedelim. Yapay Zeka ile ilgili iki karşıt görüş. Bir tarafta Marvin Minsky vardı. Minsky diyordu ki yapay zeka dediğimiz şey geleneksel bilgisayar mantığı veya programlamasına dayanmalıdır. Bildiğimiz IF-ELSE-THEN gibi komutlarla kurulan, işleyen bir sistemdir Yapay Zeka diyordu.
Diğer tarafta da Frank Rosenblatt’ın öncülük ettiği akım vardı. AI’ın tam tersi “insan beynini” andıran “ağlarla”, “sinir ağları” ile çalışan sistemlere dayanması gerektiğini söylüyordu. Nöronlar vardır ya beynimizde. Buna benzer bir yapı hayal ediyordu. Nöron yerine “perceptron” demişti gerçi o. Algılayıcı gibi bir anlama geliyor. Bu sistem kendisine veri sağlandıkça kendi kendine öğrenebilecekti. 1957 yılında da bu mantığa dayanan ilk bilgisayar programını geliştirmişti. Mark I Perceptron demişti. Bu program da kameralar yardımı ile görseller arasında ayrım yapabiliyordu. Farkları anlayabiliyor, neyin ne olduğunu ayırt edebiliyordu. Yani artık bilgisayarlar sadece görmüyor, gördüğünü de anlayabiliyordu.
Bu işte en büyük kırılma noktalarından biri olacaktı Yapay Zeka tarihinde. New York Times da Rosenblatt ile ilgili bir yazı yayımlayacak ve şöyle diyecekti “Bir bilgisayarın embriyosu duyuruldu yakın zamanda. Bu embriyo gelecekte konuşacak, yürüyecek, görecek, yazacak, üreyecek ve hatta “bilinç” kazanacak.”
Çok da haksız değillerdi. Rosenblatt aslında sinir ağlarının, derin öğrenmenin, makine öğrenmesinin temellerini atmıştı. Tabi çok çok ilkel bir haldeydi. Ki bu nedenle birçok kesim bu çalışmanın bir yere varamayacağını düşünüyordu. Zira Rosenblatt’ın vizyonu ne kadar geniş olsa da elinde o kadar az bilgisayar gücü bulunuyordu ki. Şimdiki imkanlar olsa elinde… Bir de Marvin Minsky bu konuda çok katıydı. Gelenekselci olduğu için ve daha çok tanınırlığı da olduğu için Rosenblatt’ı ve onun “sinir ağlarını” küçümseyen birkaç makale de yayımlamıştı. Bu nedenle “sinir ağları” konusu kısa sürede gündemden silinecekti. Ne büyük bir şanssızlık.
Daha da kötüsü Rosenblatt kendini anlatmaya çalışsa da birkaç yıl sonra bir tekne kazasında henüz 43 yaşındayken hayatını kaybetmişti… Fikirlerinin ne kadar devrimsel olduğunu göremeden… Zira 80’lere geldiğimizde derin öğrenme artık çok büyük bir ivme kazandığında Rosenblatt’ın haklı olduğu ortaya çıkacak ve Yapay Zeka artık tamamen sinir ağları yolundan gelişmeye devam edecekti…
Peki. Altın çağ demiştik. Bahsettiklerimiz de bunu kanıtlar nitelikte zaten. 50’ler, 60’lar. Ellerindeki imkanlarla bilim insanları çok büyük bir devrimin tohumlarını atmışlardı bile. Bu gelişmeler biraz fazla özgüven vermiş olacak ki birkaç yıl içinde makinelerin insan zekasını geçeceğini söyleyenler olmuştu. Ama tabi hiçbir başarı cezasız kalmaz değil mi? Şüphe duyanlar hep olur. Şüphe bir şey ama bir de taş koyanlar. İlla ki çıkar… Bu da bizi Kışa getiriyor. Yapay Zekanın kışına. Öyle bir dönem ki bir şekilde sona ermeseydi bugün birçok şeyi konuşamıyor bile olurduk.
Temel sıkıntıların başında tabi yetersiz işlem gücü, çok ilkel programlama dilleri ve elbette zeka ve mantık konusunda büyük anlaşmazlıklar geliyordu.
Bir de son olarak 70’ler dünya için ekonomik açıdan çok da iç açıcı değildi. Özellikle tüm bahsettiğimiz gelişmelerin yaşandığı amerikada bütçeler gittikçe kısıtlanıyordu. Yani. Pentagon’dakilere satranç oynayıp sohbet edebilen bir şeye yatırım yapmalarını söylemek. Anlıyorsunuz. Örneğin DARPA’da geliştirilen bir dil algılama programını pilotlar komut vermek için kullanabilir diye tanıtmışlardı ama program 1000 kelime civarında bir hazneye sahipti ki bu da 3 yaşında bir çocuğun kelime haznesine eşdeğer. Ülkelerini savunmak zorunda olanlar için çocuk oyuncağıydı bunlar elbette. Ama Yapay Zekaya en büyük darbe 1973 yılında yayımlanacak bir rapor ile gelecekti. Profesör Sir James Lighthill. İngiltere parlementosu tarafından görevlendirilmiş ve bu yapay zeka furyasını araştırması istenmişti. Ve Lighthill raporunda özetle şunu söylemişti “ ”.
Daha da ileri giderek “Zaten bilgisayarların asla resimleri algılayamayacağı, hele hele bir satranç ustasını yenemeyeceği ortadadır” demişti. Bu rapor üzerine hatta televizyonda halka açık bir münazara da gerçekleşmişti. Lighthill’in karşısında Donald Michie, Richard Gregory ve John McCarthy vardı. Uzun uzun tartıştılar fakat yapay zekayı savunanların argümanları somut bir şeyler sunmaktan uzaktı Lighthill için. Bunun üzerine halkın gözünde de bu çalışmalar gereksiz olarak yaftalanmış ve binlerce akademisyen bu alandan uzaklaşmaya, başka kariyer yoları seçmeye devam etmişlerdi.
Ve neredeyse 90’ların başına kadar, neredeyse 20 yıl boyunca çok çok az şey yapılacaktı yapay zeka konusunda… Yaşanan birkaç gelişme de genellikle “şirketlerin” kullandığı karmaşık, genele hitap etmeyen “uzman sistemlerdi”… Ta ki Geoffrey Hinton sahneye çıkana kadar. Dikkat edin. Kendisi bir matematik dehası, neredeyse bildiğimiz tüm teknolojik gelişmelerin temelini atan George Boole’un kanından geliyor. Boole Hinton’ın büyük büyük dedesi. Hinton yapay zeka kışında bile Rossenblatt’ın Sinir Ağlarına inancını hiç yitirmemişti. Ve onun çalışmaları yeni bir ateş yakacaktı…
Şimdi. Buraya kadar tarihsel altyapıyı az çok oluşturduk yapay zeka ile ilgili. Tabi aralarda sıçramalar yapacağız ama bir sonraki bölüm itibariyle biraz daha teknik konuşmaya başlayacağız. Teknik altyapıyı oluşturmaya ve yapay zeka evriminin son aşamalarına doğru devam edeceğiz.




