Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Uzay ve Evren

VENÜS: Güzel Yüzün Ardındaki Gerçek – Uzay Yolculuğu – 3. Bölüm

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 4 Ağustos 2023 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Venüs. Güzelliğin, estetiğin, tutkunun tanrıçası. Kafanızdaki güzellik algısını düşünün. Venüs tüm bunların ötesidir işte. İnsanın nefesini kesen cinsten. Gökyüzüne bakıp şöyle evrenin güzelliğine hayran kalmak mı istiyorsunuz? O zaman da Venüs’ten başkası kesmez sizi. Baktıkça bakakalırsınız. Kızıl gün batımında bembeyaz parlayan bir manzara sunar size. Hem bu saf rengi hem de parlaklığı ile zaten başka bir şeyle karıştıramazsınız. O olduğunu bilirsiniz.

Merkür gibi onu da karıştırdılar zamanında. Gündüz ve gece görüntülerini iki farklı gezegen olarak yorumladılar. Gündüz gördüklerine “Vesper” dediler. Hesperus olarak da bilinir. Şafak tanrıçası Eos’un oğlu. Şafağı geitren demek. Gündüz gördüklerine ise Phosphorus veya Lucifer dediler. Phosphorus zaten Hesperus’un kardeşiydi. O da ışığı getiren demek. Lucifer… O da ışığı getiren demek. Garip. Ama öyle. Ama sonra anlaşıldı tabi. İkisi de aynı gezegendi…

Venüs. En parlak olmasının bazı sebepleri var. Tabi bunlardan biri oldukça büyük bir gezegen olması. Tabi bize yakın olması da ayrı bir avantaj. Yansıttığı ışığı bize ulaşana kadar pek bir kesintiye de uğramıyor. Bir de tabi Venüs üzerine düşen güneş ışığını büyük oranda yansıtıyor. Çünkü beyaz bir bulutla kaplı durumda. Bu durum diğer gezegenlerden birkaç kat daha fazla yansıtma yapmasına neden oluyor tabi. Teleskoptan bakmaya kalkarsanız da beyaz bir bilardo topu gibi görürsünüz çoğu kez bu nedenle. Ama işte bu beyaz örtü aslında Venüs’ün kavrulmuş yüzünü saklayan bir duvak gibi. Evet. Biraz aldatıcı olabiliyor bu görüntü.

Bu örtü sayesinde aslında bu güzellik tanımı üzerine yerleşmiş durumda. Çünkü. Galileo’yu düşünün. Bugün marketlerde bulabileceğimiz ucuz teleskoplara kıyas bir teleskopla gökyüzünü gözlemlerken o da sadece Venüs’ün örtüsünü görmüştü. Bugün hala Galileo’nun teleskoplarından ikisi Floransa’da bir müzede sergileniyor. Bir tanesi 40-50 mm’lik bir açıklığa sahipti. Bu elbette 6 mm’lik açıklığa sahip insan gözü ile karşılaştırıldığında o dönem için müthiş bir sıçrama sağlamıştı. Ama işte yüzeyi ile ilgili fikir sahibi olmak imkansızdı. Fakat yine de bu imkan sayesinde bazı tabular yıkılacaktı işte.

Özellikle Galileo Venüs’ü gözlemlerken Venüs’ün evrelerini gözlemlediğinde bunun ne anlama geldiğini kendisi çok ama çok iyi biliyordu. Fakat bunu söylese miydi? Her şeyi göze alarak… Çünkü Venüs’ün evreleri tek bir şeyi gösteriyordu. Venüs güneşin yörüngesindeydi. Dünyanın değil. Bu işte binlerce yıldır süregelen birçok dogmanın yıkılması anlamına geliyordu.

O dönemlerde bu tip özellikle kiliseye ters düşen keşifler için bilim insanları şifreler kullanırlardı. Şifreli mesajlarla keşiflerini açıklarlardı. Galileo da bir kelime oyunu ile Prag’taki dostu Johannes Kepler’e bir mesaj göndermişti. “Henüz açıklanmaya uygun olmayan şeyler tarafımdan gözlemlendi” anlamına gelen latince bir anagram kullanmıştı. Sonra bu anagramın harfleri yeniden düzenlendiğinde “Aşıkların annesi Cynthia’nın görüntüsünü taklit ediyor”… Cynthia burada ay anlamına geliyor. Ve “Venüs’ün de ay gibi evreleri var” anlamına geliyordu mesajı.

Galileo Kopernik’in de öngördüğünü kanıtlamış, güneş merkezli sistemi bir anlamda gözlemler ile ortaya koymuştu. Bu bulgusunu elbette tüm endişelerine rağmen daha fazla gizleyememiş ve 1611’in Noelinde açıklamıştı. Tabi endişeleri de doğru çıkmış ve engizisyon kendisini ölene kadar ev hapsine çarptırmıştı. Herhangi bir keşif yapması, araştırma yapması da yasaklanmıştı elbette. Doğru söyleyeni bir kez daha cezalandırmışlardı. Tabi fikirleri hapsedemezsiniz değil mi?

Bu artık düşüncelere sirayet etmiş bir virüstü. Gerçeği biliyordu artık herkes. Herkes gözünü Venüs’e çevirmiş ve onu anlamaya çalışıyordu. Onu kaplayan bulutlar özellikle müthiş bir hayal gücünü tetikleyecekti. Dünya dışı yaşamı konuşuyoruz ya bugün. Bunun tohumları o zaman atılacaktı işte. Venüs’ü gözlemleyenler bu bulutları dünyamızın atmosferine benzetiyorlardı. Boyutu da dünyaya çok yakın olan Venüs’ün güneşe uzaklığı da dünyamızın %75’î kadardı. Bu da yüzeyinin bizdeki en sıcak ülkeler kadar sıcak olabileceği fikrini doğurdu haliyle. Ve 1686’da Fransız yazar Bernard de Fontenelle “Başka dünyaların olasılığı üzerine sohbetler” isimli bir kitap yazmış ve 1700’de bu kitabı ilk kadın İngiliz yazar ve oyun yazarı Aphra Behn çevirmişti. Şöyle hayal etmişleri Venüs’ü o zaman:

“Güneşe bizden yakın olması sebebiyle daha fazla ışık ve ısı alan Venüs çok daha yaşanabilir bir yer olabilir. Venüs’te yaşayan beyefendiler güneşten kavrulmuş hoş tenleri ile çok daha sevgi dolu, yaşam ve tutku dolu, müzik aşığı, her gün festivaller, balolar düzenleyen ve eşlerine iyi davranan insanlardır”… Bu kısa metin bile o dönemin şartlarını ve insanların ve özellikle kadınların çok daha iyi bir yaşam özlemini ne denli göz önüne seriyor değil mi? Bilimin zihinlerin zincirlerini kırmasına en iyi örneklerden biri belki de…

Ama tabi maalesef… Venüs’ün dünyaya benzer görüntüsü gerçeklikten çok çok uzaktı. Gerçekte bu bembeyaz örtünün altında karanlık sırlar saklıydı. Hiç de hoş olmayan bir yüz ve bir şeyin yaşıyor olacağını hayal bile edemeyeceğimiz bir ortam vardı orada. Venüs’ün yüzeyi saf, kara volkanik kayalarla ve sayısız volkandan gelen donmuş lav nehirleri ile kaplıydı. Atmosferi inanılmaz yoğun ve atmosferik basıncı bizdeki okyanuslarda 1 km derinlikteki basınca eşit bir basınca sahipti. Bizdekinden %90 kadar daha fazla… Bizdeki denizaltıların çoğunun erişebildiği maksimum basınçtır bu…

Atmosferi bizim gibi bir canlının soluması da mümkün değil. Karbondioksit, azot, sülfürik asitten oluşur çoğunlukla. Bu asit yoğunluğu asit yağmurlarına neden olur elbette. Ve herhangi bir araç gönderdiğinizde çok kısa sürede kullanılamaz hale getirir. 1962’de Mariner 2 Venüs’e yakın uçuş yaptığında başka bir gerçeği daha doğrulayacaktık. Venüs’ün yüzey sıcaklığı da 400 C’nin üzerindeydi.

Bundan sonra Venüs’le ilgili öğrendiklerimizin çoğu sovyetlerin çabası ile olacaktı. Amerika “aya gitmeyi tercih ettiği” için Apollo görevlerine odaklanmışken Sovyetler Venüs ve Mars’a çevirmişti yüzünü. Ve efsane Sovyet uzay mühendisi Sergei Korolyov’un öncüsü olduğu Venera uzay mekiği serisi ile 1967’de Venüs keşifleri başlamıştı.

Ki dünya dışında herhangi bir gezegen inen ilk araç da 1970’te Venera 7 olacaktı. Venüs’e inişi beklenenden sert olsa da o kadar sağlam bir ekipmandı ki hayatta kalabildi ve 20 dakika boyunca sinyal gönderebildi. Venera 8 ise başarılı bir şekilde inmiş ama o da diğer tüm araçlar gibi venüs’ün yüzey koşullarına ancak 1 saat kadar dayanabilmişti. Ama herkesi asıl heyecanlandıran görevler Venera 9’dan 12’ye kadar olanlardı. Çünkü bunlarda kameralar da vardı. Birçoğunun kamerası atmosfere girer girmez bozulsa da bazılarından doğrudan fotoğraf da alabildik. Evet. Buyrun. Venüs’ün yüzeyinden gerçek fotoğraflar…

Sonra tabi NASA bu konuda da yarışa katılmış ve 1980’lerin sonunda gönderdiği Magellan ile Venüs’ün yüzeyini çok detaylı bir şekilde haritalandırmayı başarmıştı. Bu harita da bize bayağı bir şey anlatıyor aslında.

Öncelikle Venüs’ün yüzeyi çok büyük oranda son yarım milyar yılda oluşmuş durumda. Yani 500 milyon yıl kadar önce Venüs’te büyük ihtimalle korkunç bir volkanik faaliyet gerçekleşti ve gezegenin tamamını lav ve volkanik kayalarla kaplamıştı. Gezegen resmen içeriden gelen bir öfke ile yüzeyini tamamen yeniden şekillendirmişti. Bu tabi Venüs’ün geçmişi ile ilgili bildiklerimizi de bayağı kısıtlıyor. Çünkü 4.6 milyar yıl kadar önce gezegenler oluştuğunda Venüs Dünyamıza çok benziyordu büyük ihtimalle. Yenidoğan tüm bebekler birbirine benzer ya…

Sonra yaşlandıkça yaşayacakları, genetik özellikleri onları çok farklı bireylere dönüştürür. O nedenle bilim insanlarına göre Venüs’te büyük ihtimalle sıvı su da bulunuyordu en başta. Ama tahminlere göre volkanik faaliyetlerin de ötesinde bizde yaşamı mümkün kılan dengeli sera gazı etkisi Venüs’te dramatik boyutlara ulaşıp yok edici bir etkiye neden olmuş olabilir. Belki de üzerine bulunan okyanusları buharlaştıracak derecede.

Carl Sagan da 1961’de tam da bundan bahsetmişti. Venüs’te sera gazı etkisi sıcaklıkları 500 dereceye kadar yükseltmişti. Bizde 33 dereceye kadar yükseltmiş olsa da bu böyle kalacağı anlamına gelmiyor. Venüs bir anlamda bize olabileceklerin de bir simülasyonunu sunuyor aslında. İşte o nedenle seriye başlarken demiştik ya… Evimizi iyi tanıyalım. Komşularımızı. Ders almayı bilelim. Anlamayı. Anlamlandırmayı… Kendimizi dokunulmaz addetmeyelim. Şimdilik, ve uzun süre de öyle olacak gibi görünüyor, tek bir evimiz var… Tüm farklılıklarımızı bir kenara koyup aynı yolda yürümek için hala çok geç değil… Evimiz. Evet…

Güneşten başladığımız yolculuğumuzda Merkür ve Venüs’ü yavaştan geride bırakıyoruz. Ve en sevdiğimiz, en iyi bildiğimiz, milyarlarca yıldır bize ev sahipliği yapan, bize her şeyi veren, koruyan, kollayan dünyamıza geliyoruz… Sıradaki durağımız tam da burası. Evimiz. Soluk mavi nokta… Haftaya burada görüşelim o halde.

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Venus