Venüs derler en güzel gezegen. Adını da güzellik tanrıçasından almıştır. Biliyoruz. Ama ne öğrendik Venüs yazımızda? Venüs’ün bulutlardan oluşan makyajının altında korkunç bir yüzü var. Gerçek çok başkaydı. Ama sanki… Muhteşem yüzüğü ya da kolye mi desek? İşte harika takıları ile. Sakladığı yığınla gizem ile Satürn’e bakınca… Baksanıza şuna… En güzel mi bilmiyoruz ama çok güzel değil mi?
Satürn. Yunan tanrısı Cronos’un romadaki karşılığı. Kronometreye adını veren Chronos kelimesi ile eş tutulan Cronos tanrıların altın çağını başlatan, oğlu zeus tarafından tahttan indirilene kadar tanrıların dünyasında hüküm süren Cronos. İşte Satürn de aynısıydı. Zamanın hükümdarı olarak da bilinir. Saturday kelimesine de ilham olmuş, haftanın günlerinden birine ismini vermiş, kimine titanlardan gelen isimler verilen 150’ye yakın bilinen uydusu ile sıradaki gaz devimiz. Satürn’e hoş geldiniz… Bir yerlere tutunsanız iyi edersiniz. Burada rüzgarlar çok ama çok şiddetli… Haydi o zaman. Başlayalım…
Satürn’ün halkaları. Başka bir şey düşünemez oluyor insan ona baktıkça. Ama sadece onda var sanmayın. Tüm gaz devlerinde, jüpiterde neptünde uranüste de var. Halkalar o kadar da nadir değil. Ama Satürn’e başka bir yakışıyor tabi. Galileo’dan beri de biliniyor bu halkalar. Neyden oluştuğu bilinmese de Galileo hayatı boyunca bu halkaları tam da anlamlandıramamıştı. Şekli garip duruyordu çünkü.
Önce, 1610 yılında “tutacak” demişti bunlara. Bir fincanın sapı gibi görünüyordu çünkü. Sonra iki tarafında da çıkıntı şeklinde bulunan bu halkaları Jüpiter uydularından da esinlenerek çok yakın uydular olarak düşünmüştü. Üç cisimli bir sistem olarak da tanımlamıştı. Şöyle yazmıştı hatta “Satürn’ün tek bir yıldız değil neredeyse birbirine değen üç yıldız olduğunu fark ettiğimde çok şaşırmıştım.”..
İki yıl sonra da “Aman tanrım. Uyduları kayboldu.” Demişti. Görünmüyordu çünkü. Yunan tanrısı Cronos’a da gönderme yaparak “Cronos çocuklarını mı yedi yoksa?” demişti. Bu göndermeyi 1800’lü yıllarda Goya’nın ünlü “Çocuklarını Yiyen Satürn” tablosunda da görüyoruz. Bu sürekli değişen Satürn görüntüsünü Christian Huygens çözecekti. Keşfini de garip bir anagram ile duyuracaktı. O zamanlar şifreli konuşmak zorundalardı biliyorsunuz. Huygens biraz ileri gitmişti tabi. Şöyle bir şey yazmıştı: aaaaaaa ccccc d eeeee h iiiiiii llll mm nnnnnnnnn oooo pp q rr s ttttt uuuuu.
Şifreyi çözdüğünüzde şöyle bir şey çıkıyordu: Annulo cingitur, tenui, plano, nusquam cohaerente, ad eclipticam inclinato. Anlamı. “Satürn’ün çevresinde onu çevreleyen, temas etmeyen, eğimli ince, düz bir halka var” Eğimini de çok iyi görmüştü. Bugün biliyoruz ki Satürn’ün halkaları Dünya’nın yörüngesine göre 27 derecelik bir eğime sahip. Sürekli şeklinin değişmesi de bundan kaynaklanıyordu.
Teleskoplar geliştikçe de bu halkaların yapısını daha iyi anlamaya başlayacaktık. Özellikle “boşluklar” ortaya çıkacaktı. İlk boşluğu da Cassini 1675 yılında görmüştü. A ve B halkaları olarak iki halka tespit etmişti. Daha da yakınlaştıkça çok daha fazla halka ortaya çıktı tabi. 7 tane halka. En azından. D, C, B, A, F, G ve E olarak adlandırılan, boşluklarına da isim verilen halkalar.
Bu halkayı ilk gördüklerinde tabi bunun böyle plak gibi yekpare, tek parça bir halka olduğunu düşünmüşlerdi. Sonra farklı halkalar keşfedildikçe hulahup çemberleri gibi hayal ettiler. Ama 1848’de Fransız bilim insanı Edouard Roche böyle tek parça bir yapının ya da yapıların böyle büyük bir gezegene bu kadar yakınken tek parça kalamayacaklarını öngörmüştü. Gelgit kuvvetleri bunları kırar, parçalardı.
Zaten kendi isminden yola çıkılarak bir Roche Limitinden bahsederiz bugün. Bu limit bir gezegenin yörüngesinde herhangi bir cismin bu sınırı ihlal etmesi durumunda parçalanacağını ifade eder. Jüpiter videosunda bahsettiğimiz Shoemaker-Levy 9 kuyruklu yıldızında olduğu gibi. Jüpiter’e fazla yaklaşmış ve onlarca parçaya ayrılmıştı. Sonra zaten bu kanalda en sevdiğimiz isimlerden biri James Clerk Maxwell Satürn’ün halkalarının çok sayıda küçük parçadan oluşabileceğini teorileştirmişti.
En kalın noktasında bu halkalar 1 kilometre kalınlığında. Çok ince bir halkadan bahsediyoruz yani. Büyük çoğunluğu da 1 santimetreden 5 metreye kadar değişen ve su buzundan oluşan parçacıklar. Kalanı da mikroskobik tozdan oluşuyor. Gelelim uydularına. Uyduların şampiyonudur Satürn. Uluslararası Astronomi Birliği tarafından tanınan 145 uydusu vardır Satürn’ün. Aslında bu seneye girerken 80 küsürdü ama bu yılın mayıs ayında astronom Edward Ashton ve ekibi 62 yeni uydu keşfedince bu sayıya ulaşıldı.
Bu uydular da bayağı çeşitli. İçinde okyanuslar bulunan buz devlerinden bilim kurgudan çıkmış gibi görünen bol kraterli kayalık dünyalara kadar. Bazıları Satürn’ün halkalarına kadar girip orada izlerini de bırakıyorlar. O halkalardaki boşluklar var ya? İşte oralarda geziyor. Çobanlık yapıyorlar. Evet. Kullanılan tabir bu. Satürn’ün halkalarını oldukları yörüngede bir anlamda dizginleyen de bu uydular. Bir tanesi mesela. İsmi Pan. Küçük. 30 km’lik bir uydu. Ama 325 km’lik genişliğe sahip en geniş boşlukta yol alıyor. Oradaki irili ufaklı parçacıkları yoluna koyuyor. İsmini de zaten Çobanların Tanrısı Pan’dan alıyor.
Ama tabi bunlar küçük uydular. Asıl devler başka. En büyüğü Titan. İsmi ile müstesna. Merkür’den bile büyük aslında. Sonra Rhea geliyor. Tethys, Dione, Enceladus, Iapetus ve Mimas da diğerleri. Her birinin de kendine has özellikleri var. Ama onları ayrı bir videoda detaylıca konuşacağız demiştik. Şimdi gelelim asıl gizeme. Satürn’ün halkaları nereden çıktı? Ne zaman, nasıl oluştu? Hala tam olarak emin değiliz ama fikrimiz var tabi. Bununla ilgili en akla yatkın üç yaklaşım var.
Büyük bir çoğunluk, Roche’nin de çalışmalarına dayanarak insanlar Mimas uydusu boyutlarında bir cismin Satürn’e çok yaklaştığını ve bu nedenle parçalandığını ve halkaların da bu parçalanma sonucunda oluştuğunu düşünüyor. Başka bir grup ise bu halkaların Satürn kadar eski olduğunu düşünüyor. Satürn oluştuğunda kalan artıklar olarak. Sonuncu grup ise bir kuyruklu yıldız olabileceğini düşünüyor. Halkaların oluştuğu malzeme de bu yaklaşımı destekler nitelikte. Ama asıl garip olan bilgi ise şu. Ki ikinci teoriyi çöpe atıyor bu da. Cassini görevi ile öğrendik ki..
Halkalar çok yakın zamanda oluştu. Ve daha da ilginci. Satürn’ün halkaları çok hızlı bir şekilde yok oluyor. Evet. Uzak bir gelecekte Satürn halkalarını kaybedecek gibi görünüyor. Bunu da efsanevi Cassini-Huygens Görevi ile öğrenecektik. Satürn’e özel olarak planlanan bu görev ile fırlatılan araçlardan biri olan ve Titan’ın kaşifinin adını alan Huygens Titan’a inmiş, Cassini ise Satürn gözlemlerine devam etmişti. Bize sağladığı sayısız bilgi, fotoğraf vs. sayesinde de hem Satürn hem de uyduları ile ilgili inanılmaz bilgiler edinmiştik. Bu aracın da görevini sonlandırırken son bir müthiş manevra yapmasını istiyor astronomlar. Son bir şarkı. Satürn’ün halkalarından geçerek gezegene bir anlamda çakılmak. Grand Finale diyorlar bu manevraya da. Büyük Final Manevrası. Bunu yapıyor Cassini. Halkaların arasından geçiyor ve yok olmaya giderken bir şey görüyor. Satürn’ün halkalarından Satürn yüzeyine doğru bir yağmur. Evet. Bildiğimiz yağmur gibi buz parçacıkları, toz vs. yağıyor. Yani halkalar, parça parça, yavaş yavaş, yağmur halinde yağarak kayboluyor aslında. Çok epik bir şekilde de Cassini görevini sonlandırıyor.
Tabi bununla birlikte artık güneş sistemimizde olmayan, uzayın derinliklerinde süzülmeye devam eden Voyager 1 ve 2 ile de çok şey öğrendik hem Jüpiter hem de Satürn, hem de diğer tüm gezegenler ile ilgili. Bunlardan da önce zaten ilk kez 1973’te bu bölgeleri keşfetmek üzere Pioneer 11 de gönderilmişti. Satürn’ün ilk yakın çekim fotoğrafını da o göndermişti bize.
Tüm bu görevlerden birçok şey öğrendik tabi ki. Titan’da, Enceladus’ta ve birçok uyduda bulunan buzu, su varlığını… Gelecekte buraların bize ev olabileceğini. Satürn atmosferindeki rüzgarların, Neptün’den sonra (Voyager gözlemlerinde saatte 2.400 kilometre olan bir rekor) Güneş sistemindeki ikinci en hızlı rüzgarlar olduğunu öğrendik. Saatte 1800 km’den fazla hızla esen rüzgarlar var Satürn’de. Çok güçlü bir manyetik alanı olduğunu da… Ve daha birçok şey…
Müthiş değil mi? Galileo’dan, Huygens’ten, Cassini’den bu yana öğrenebildiklerimiz… İnsanlığın geldiği nokta. Bu isimlerin ilkel teleskopları ile belli belirsiz seçebildiği bu cisimleri bu kadar yakından görebilmemiz… Onların ismini taşıyan araçları bu gezegenlere göndermemiz, üzerlerine indirmemiz… Bir yolu olsaydı da anlatabilseydik onlara keşke. Onlara da gösterebilseydik bizim gördüklerimizi. Bir teşekkür edebilseydik. Bu yolun taşlarını bir bir döşedikleri için. Şimdi Satürn’e veda vakti. Uğrayacağız daha buralara. Ama iki önemli durağımız daha var. Çok. ÇOK. Ama çok soğuk duraklar. Korkunç fırtınalarla dolu. Sürüye uymayan.
Kendi başına davranan. Uzak. Ama bir o kadar da yakın. Uranüs’teyiz haftaya. Sıkı giyinin olur mu?




