Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Bilim Tarihi

AVRUPA KAHVEHANELERDE NASIL AYDINLANDI?

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 19 Kasım 2023 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Podcast Bölümü Başlığı: "Kahve Tanelerinden Düşünceye: Aydınlanma Çağının Sıvı Altını"

Tarihte bazı çok önemsiz gibi görünen ancak bazen aslında tüm akışı değiştiren şeyler vardır. Patatestir bu bazen. Bazen çay. Sosyal, kültürel ve siyasi devrimlerin arkaplanında bu değişim ve dönüşümlerin bir anlamda katalizörü gibi davranırlar bunlar. Kahve de bunlardan biriydi. Belki de en önemlilerinden biri. Ve zamanında “siyah altın” olarak adı çıkan bu çok değerli hazineyi biz tam da avucumuzun içinde tutuyorduk. Bu toprakların bulduğu, bir anlamda icat ettiği bir kültürün ana öznesiydi kahve. Kahvehanelerin… Ve bizim pek de değerini bilemediğimiz bu “icat” işte batı dünyasının aydınlanma sahnesinde çok önemli bir rol oynayacaktı. Kahveden aydınlanma mı olurmuş demeyin… Gelin bakın nasıl oluyormuş… Günlük rutinimiz kahvenin aslında dünyayı nasıl değiştirdiğine, müthiş zihinleri nasıl canlı tuttuğuna, tüm dünyada ekonomiyi, bilimi nasıl etkilediğine bakacağız. Bir anlamda sosyal bir devrimi nasıl ateşlediğine. Hiç aklımıza gelmeyecek bağlantılar ile uzunca bir “kahve” hikayesi geliyor. Siz de kahvenizi alıp gelin isterseniz. Başlıyoruz.

Bölüm 1: Kahvenin Kökenleri

Hikayemiz çok eskilerde, Etiyopya’nın ovalarında başlıyor. Hikayenin kahramanı da Kaldi isimli bir çoban. Ona çok şey borçluyuz. Ve onun keçilerine. Bir gün yine her zaman olduğu gibi keçilerini otlatmaya çıkaran Kaldi bu sefer her zamankinden farklı bir yere getiriyor keçilerini ve bırakıyor otlasınlar diye. Sonra beklerken gözleri ağırlaşıyor. Bir kestireyim diyor. Hava da güzel. Güzel bir uyku çekiyor bir ağacın gölgesinde. Sonra garip seslerle uyanıyor birden. Etrafına bakıyor. Keçiler kendinde değil. Evet. Bildiğiniz keçiler bir o yana, bir bu yana zıplayıp duruyor, garip sesler çıkarıyor… Ama öyle hasta gibi de değiller. Eğleniyorlar bayağı. Enerjileri tavan.

Ne olduğunu anlamak için şöyle bir dolaşıyor etrafı. Alçakça bir ağacın yanında toplanmış keçileri görüyor. Kırmızımsı meyveleri olan bu ağacın dallarını, meyvelerini iştahla yiyor keçiler. Etiyopya’ya özgü kahve bitkisinin meyveleriydi bunlar. Kahve kirazı olarak da bilinir. İçindeki kafein keçilerinin enerjisini artırmış, bir anlamda mutlu etmişti onları. Kendisi de alıp yiyor tabi merak ediyor. O da bir canlanmış hissediyor, uykusu açılıyor filan… Biliyorsunuz zaten etkileri.

Bu hikaye kahvenin kökenine dair anlatılan hikayelerden biridir. Bununla ilgili kesin kayıtlar bulunmasa da bir tür efsane olarak anlatılır hep. Ama muhtemelen bu tip hikayeler Etiyopya gibi Coffee arabica olarak bilinen bitkinin doğal olarak yetiştiği bölgelerde sık sık gerçekte de yaşanmıştır. Asıl kayıtlara baktığımızda ise kahvenin asıl hikayesi bizi 15. Yüzyıla götürüyor. bugünkü Yemen’e yakın bir yere Arap yarımadasına. Burada, Sufi dervişlerin uzun gece ibadetlerinde uyanık kalmak için kahveyi kullanmış olduklarına dair kayıtlar bulunur. Kahve daha sonra 16. yüzyılda Arap dünyasına ve Osmanlı İmparatorluğuna yayılmış, buradan da Avrupa ve diğer dünya bölgelerine ulaşmıştır.

Mekke’den Kahire’ye, oradan da Şam’a ve İstanbul’a uzanan bu hikayede İpek Yolu’ndaki kervanların da değerli bir yüküydü kahve. İstanbul’da ise kahve, Osmanlı saray mutfağının bir parçası olarak kabul görmüş ve zamanla imparatorluğun zenginlik ve sofistike kültürünün bir simgesi haline gelmişti. İlk kahvehane ise tam da bizim topraklarımızda, 1554 yılında İstanbul’da açılacaktı. Ve bu kahvehane aslında yeni bir sosyal devrimin habercisiydi.

Avrupa’ya gelince. Kahvenin avrupa sahnesine çıkması ile ilgili de ilginç hikayeler vardır. Bunlardan birisine göre 1683’te, Viyana’yı kuşatan Osmanlı ordularının geri çekilmesinin ardından, terk edilen eşyalar arasında çok sayıda kahve çuvalı bulunmuş. Efsaneye göre, bu kahve çuvalları sayesinde Viyana’da ilk kahvehaneler açılmış ve Avrupa’daki kahve kültürü bu şekilde başlamış. Kimine göre ise kahve Venedik tüccarları sayesinde 17. yüzyılın başlarında avrupa sahnesine çıktı. Ama bildiğimiz şey şu. İlk Venedik kahvehanesi 1600’lerde açıldı ve herkes bildiğiniz sıraya girecekti bu yeni içeceği denemek için. Dönemin ruhuyla da çok örtüşüyordu aslında. Çok uzun deniz yolculukları, yapılan keşifler, bilimsel gelişmeler ile sosyal ve entelektüel hayatın bir anlamda yakıtı haline gelecekti.

Kahvehanelerde insanlar günün yorgunluğunu atarken bir taraftan da paylaşımlar yapıyor, sosyalleşiyor, yeni fikirlerle tanışıyordu. Özellikle bizim kültürümüzdeki eski kahvehanelerin bir tür kütüphaneye de dönüştüğünü biliyoruz. Bunun yanında oyunlar oynanır, müzik dinlenir, şiir ve kitap okuma etkinlikleri de yapılırdı. Kitaplar ne zaman kahvehaneleri terk etti bilmiyoruz ama keşke bu kültür devam etseydi. Neyse. Ama bu kültür başka bir coğrafyada bir devrimi de başlatacaktı işte.

Bölüm 2: Kahvehaneler ve Sosyal Devrim

İşte 17. yüzyılda İstanbul’dan Londra’ya, Paris’ten Viyana’ya, kahvehaneler, aydınların, yazarların, bilim insanlarının ve filozofların düşünce atölyesine dönüşmüştü. Bu kültürü alan Avrupa’lılar örneğin Paris’teki kahvehanelerde toplanıp kültürel bir dönüşümü başlatıyorlardı. Burada Voltaire, Diderot ve Rousseau gibi isimler bu kahvehanelerin müdavimlerdi. Hatta bir rivayete göre Voltaire, günde yaklaşık 50 fincan kahve içermiş. Kahve, onun uzun saatler boyunca yazı yazmasına ve düşünmesine yardımcı olmuş.

Ya da mesela, Londra’da Royal Society gibi bilimsel toplulukların ilk toplantıları, bu kahvehanelerde gerçekleşmişti. Bilim insanları, deneylerini ve gözlemlerini burada paylaşıyor, yeni teoriler üzerine tartışıyorlardı. Bir anlamda Aydınlanma Çağının tohumları atılıyordu bu mekanlarda.

Bölüm 3: Bilim ve Felsefe ile Buluşma

Isaac Newton da bir kahve sevdalısıydı misal. Hatta kütleçekim ile ilgili ilk fikirleri de yine arkadaşları ile bir araya geldiği bir kahvehanede ortaya çıkmış, elma ile ilgili düşünce deneyini bir kahve eşliğinde paylaşmıştı arkadaşları ile. Robert Boyle ve Antoine Lavoisier gibi bilim insanlarının yorucu deneylerine kahve molaları sık sık eşlik ediyor, bu molalarda deneylerini gözden geçiriyor, hatalarını fark ediyorlardı. Tabi gece boyunca laboratuvarlarında uyanık kalabilmelerini sağlıyor, zihinlerinin derinliklerinde yankılanan sorulara cevap aramalarına yardımcı oluyordu.

Daha da önemlisi aslında sınıf ayrımının gözetilmediği kahvehanelerde bilim insanları, filozoflar ve halk bir araya geliyor, devrimsel düşünceler bu toplanma noktalarından insanların zihinlerine yayılıyordu.

Bölüm 4: Kahvenin Ekonomik ve Politik Gücü

Ve tabi artık kahvenin bir lakabı da vardı: siyah altın. Bu kadar topluma sirayet eden ve inanılmaz bir talep gören şey illaki ticaretin de merkezine oturacak ve bir anlamda sömürgeciliğin de öznesi haline gelecekti. Avrupa güçleri, bu değerli çekirdeği kontrol etmek için adeta dünyanın dört bir yanına yayılacaklardı. Mesela, Hollandalılar kahveyi Java adasına getirdi ve böylece sömürgeci ticaretin temelini attı. Ve kısa sürede kahve, Arabistan’dan Latin Amerika’ya kadar geniş bir coğrafyada yetiştirilmeye başlandı.

Ama bu sürecin karanlık bir yüzü de vardı. Kahve ekonomisi, yerel ve küresel politikaları da şekillendiriyordu. Özellikle, 18. yüzyılda Fransa’nın Karayip kolonilerindeki kahve plantasyonları, o bölgenin ekonomik ve sosyal yapısının temelini oluşturuyordu. Ama ne yazık ki, bu zenginlik kölelerin sırtından kazanılıyordu. Bir anlamda, kölelik ve sömürgeciliğin de temel unsurlarından biri haline gelmişti kahve. Kahvenin popülaritesi, vergilendirme politikalarını da etkiledi. İngiltere’de kahve üzerine konulan yüksek vergiler, insanların kahve kaçakçılığı yapmasına ve yasadışı kahvehanelerin açılmasına yol açtı.

Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında ise kahve, politik bir simge haline geldi. Boston Çay Partisi’nden sonra, Amerikan kolonilerinde kahve içmek, İngiliz çayına bir alternatif olarak, Amerikan milliyetçiliğinin bir ifadesi olarak kabul edildi. Kahve, Amerikalılar için vatanseverlikle eş değer hale geldi.

Bölüm 5: Modern Dünyaya Yansımalar

19. yüzyıla geldiğimizde ise endüstriyel devrimin buhar ve çarkları arasında, kahve adeta bir ritüele dönüşmüştü. İşçiler için sabahın erken saatlerinde içilen bir fincan kahve, uzun ve yorucu çalışma saatlerine karşı bir güç kaynağıydı. Bir araştırmaya göre, o dönemde işçilerin %60’ı gününü bir fincan kahveyle başlatıyormuş.

Kahve, büyük şehirlerdeki kafe kültürünün de merkezinde yer aldı. Entelektüeller, sanatçılar ve iş dünyası için buluşma noktası haline geldi. 20. yüzyıla gelindiğinde ise kahve, ofislerde ve iş yerlerinde adeta bir çalışma arkadaşı olarak kabul gördü. Öyle ki, bir çalışmaya göre, ofis çalışanlarının %70’i gün içinde en az bir fincan kahve içiyor. Teknoloji çağıyla birlikte kahve ve teknoloji arasında yeni bir ilişki doğdu. Silikon Vadisi’ndeki start-up kültürü, kahveyle harmanlanan yaratıcılık ve inovasyonun merkezi oldu. Hackathonlar ve kafe toplantıları, bu yeni dönemin sembollerinden biri haline geldi.

Sosyal medya, kahve kültürünü daha da yaygınlaştırdı. Instagram’da kahve, en popüler konulardan biri oldu. Kahve ve kafe kültürü, sosyal medya trendlerini etkileyen bir fenomen haline geldi. Bu süreçte, kahve yalnızca bir içecek olmaktan çıktı, modern yaşamın bir yansıması oldu. Globalleşen dünyamızda iletişimin ve bağlantının bir simgesi haline geldi. Farklı kültürler arasında bir köprü işlevi gördü. Kahve, dünyayı dolaşan ve zamanla evrimleşen bir fenomen olarak, insanlık tarihinin birçok yönüyle iç içe geçmiş durumda.

Bölüm 6: Kahve ve Kültür

Kahve, tarihin akışında birçok kültürün dokusuna işlenmiş, onlara özgü ritüeller, adetler ve anlam katmanları eklemiştir. Her fincanında farklı bir toplumun hikâyesini barındırır, her yudumuyla insanların yaşam tarzlarına dokunmuştur.

Kültürel etkisinin en çarpıcı örneklerinden biri, 19. yüzyıl Viyana’sında yaşanmıştır. Viyana kahvehaneleri, müziğin ve sanatın buluşma noktası olmuş, bu mekanlar Mozart’tan Beethoven’a, Gustav Klimt’ten Egon Schiele’ye kadar birçok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur. Bir de Bach’ın kahve kaffeekantate’si vardır. Johann Sebastian Bach, kahveye olan sevgisini "Kaffeekantate" (Kahve Kantatı) adlı eserinde dile getirmiştir. Bu eser, 18. yüzyılda kahve içmenin popülerliğini ve toplumdaki etkisini yansıtıyor aslında.

Bununla birlikte Ernest Hemingway’den James Joyce’a, F. Scott Fitzgerald’dan J.K. Rowling’in de kahveye düşkünlüğü bilinir. En bilinen eserlerini yine bol kahve eşliğinde yazmışlardır. Kahvenin verdiği uyanıklık, onların düşüncelerini harekete geçirmiş, hikâyelerini daha da zenginleştirmiştir.

Garip bir hikaye de borsa ile ilgili. 18. yüzyılın ünlü kahvehanelerinden biri olan Londra’daki Jonathan’s Coffee-House, borsanın da doğum yeriydi; burada hisse senedi alım satımının popüler bir yeri oldu. Hisse senetleri ve diğer finansal enstrümanlarla ilgili bilgiler burada takas edilirdi. Ardından 1698 yılında, buranın müdavimi olan John Castaing adında bir adam, bu kahvehanede hisse senetleri ve emtia fiyatları hakkında düzenli listeler yayınlamaya başladı. Bu faaliyet, modern borsa işlemlerinin başlangıcı olarak kabul edilir.

Farklı kültürlerdeki kahve ritüelleri ise kahvenin bu evrensel hikâyedeki çeşitliliğini gözler önüne serer. Ortadoğu’da kahve, misafirperverliğin bir ifadesi olarak sunulurken; İtalya’da bir espresso, hızlı tempolu yaşamın bir parçasıdır. Etiyopya’da ise bir kahve seremonisi, topluluğu bir araya getiren, neredeyse kutsal bir ritüeldir. İşte böyle.

Kahvehaneler bugün bizim kültürümüzde çok da etkisi olmayan, zaman öldürmek için kullanılan yerler olarak görülse de tarihi biraz irdelediğimizde aslında sosyal dönüşüm açısından çok önemli mekanlardı. Bazı kültürlerde bu değer o veya bu nedenle daha efektif bir şekilde kullanılmış ve toplumun dönüşümüne büyük katkı sağlamıştı. Tabi burada “toplum dönüşüme hazırdı” da diyebiliriz. Sadece toplanmak için bir yer, bir neden gerekiyordu da.

Ama burada kahve veya kahvehane bahane tabi ki… Değerli fikirler, eserler üretildiğinde bir şekilde yayılıyor elbette. Bugün bizim kahvehanelerimiz de bu mecralar. Sosyal medya… Zaman öldürmek için kullandığımız kadar değer üretmek, değerli fikirleri paylaşmak için kullanmak dileğiyle…

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Age of Enlightenment