Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Uzay ve Evren

BÜYÜK PATLAMA NASIL OLMADI?

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 10 Aralık 2023 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Bundan 13.77 milyar yıl önce her şey, ama her şey… Tüm evren, gördüğümüz ve görmediğimiz tüm madde, galaksiler, nebulalar, gezegenler, her şey bir iğne ucundan bile küçük bir nokta içerisinde sıkışmış durumdaydı. Ve sonra… “BOOM”… Büyük bir patlama duyuldu… Ve… Voila! Evren doğdu… Büyük Patlama ile. Her şey başladı… Büyük patlama dediğimizde genellikle yapılan tarif bu değil mi? Ya da gözümüzde canlanan sahne… Bir patlama oldu. Ama bu tanım. Az önce yaptığım açıklama baştan sona yanlış. Büyük patlama öyle olmadı. Kaldı ki. Bir patlama da olmadı. Ne mi oldu? Gelin konuşalım…

Bu kanalın takipçileri bir şeyin farkındadır. Özellikle kuantum fiziği, astrofizik, kozmoloji gibi konuları konuşurken her şeyden önce yaptığımız bir ritüel vardır. Nedir o? Algılarımızı bir kenara bırakmak. Önce her şeyi sıfırlar öyle başlarız konuşmaya. Öyle daha kolay oluyor çünkü. Yani. Algılarımızı bir kenara kolayım tekrar. Filmlerden, hikayelerden, duyduklarınızdan ve gördüklerinizden aklınıza kazınmış “patlama” algınızı değiştirmemiz gerekiyor çünkü. Hiçlik, yokluk varsayımlarımızı regüle etmemiz… Bunu yaptıktan sonra büyük patlamayı konuşmaya başlayabiliriz. Öncelikle. Başta yaptığım tanımı tekrar hatırlarsak.

Özellikle “tek bir noktadan başlayan patlama” kısmını. Buna bir de bugün genel geçer kabul edilen bir gerçeği de ekleyelim. Artık her yerde duyduğumuz tabir “büyük patlamanın ışığını gözlemlemek”… Şimdi bu iki tanım üzerinden ilerleyelim. Öncelikle sorularımızı soralım. Bundan 13.77 milyar yıl önce gerçekleşmiş bir olayın ışığını nasıl görebiliriz ki? Bu nasıl mümkün olabilir? İkincisi. Büyük patlama “bir noktada” gerçekleştiyse, o “nokta” neredeydi ki? O noktanın olduğu yer neresiydi? Güzel.

Algılarımız can çekişiyor tabi bu noktada… Çok fazla nokta dedim ama… Bir düşünün. Nokta. Neredeydi ki? O noktadan evren doğdu… O zaman evren de bir şeyin içinde olmalı değil mi? Neyse. Sakin… Kaseti biraz geri saralım. Önce ışıkla başlayalım. Büyük patlamanın ışığını nasıl gördüğümüzü, bu ışığın ne olduğunu anlayalım. Aslında bu tabirde bir sorun yok. Sadece nasıl olduğunu daha iyi anlamamız gerekiyor. Çünkü evet… Gerçekten bundan 13.77 milyar yıl önce gerçekleşmiş bir olayın ışığını görebiliyoruz. Çok silik, çok cansız olsa da her şeyin “arkaplanında” öylece duruyor bu ışık. Yani. Durmuıyor tabi. Genişliyor.

Ama olay şu. Eğer bu gerçekse, ki gerçek, o zaman evren tek bir noktadan çıkmış olamaz… Öyle olsaydı evren dış kısmı korkunç bir hızla genişleyen bir ışık huzmesinden oluşan devasa bir madde balonu olurdu. Ve biz o ışığı asla göremezdik. Çoktan bizden uzaklaşmış olurdu. Yani. Biliyorsunuz. Işık evrendeki en hızlı şey. E o zaman.? Gözlerimiz bizi yanıltıyor mu? Durum şu.

Görebildiğimiz, doğrudan gözlemleyebildiğimiz ilk ışık büyük patlamadan yaklaşık 300.000 yıl sonrasına ait. Yani. Bayağı bayağı ilk ışığa bakıyoruz. O ilk anın ışığı olmasa da bu bize büyük patlamanın ilk saniyesi ile ilgili çok şey anlatıyor. Patlamanın ilk saniyesini görmekten bir tık daha kötü o kadar. Bayağı önemli bir bulgu bu. Ve bu ışığın bir de adı var. Kozmik Mikrodalga Arkaplan Işıması… Cosmic Microwave Background Radiation.

Mikrodalga diyoruz… Çünkü bir tür ışıktan bahsediyoruz. Arkaplan diyoruz. Çünkü gerçekten görebildiğimiz her şeyin, her türlü cismin arkaplanında bu ışık var. Kozmik diyoruz. Çünkü. Havalı olsun diye… Bir ışıma bu. Şimdi bu bilgiyi cebimize koyduğumuzda, ikinci tanım bayağı çöpe gidiyor. Tek bir noktadan başlayan patlama tanımından bahsediyoruz.

İlk olarak. Birisi size “tüm madde ve enerji iğne ucundan bile küçük bir noktadaydı” dediğinde aslında “gözlemlenebilir” evrenden bahsediyor. Yani göebildiğimiz galaksiler filan. Ama sorun şu. Bir caddede yürüdüğünüzü düşünün. Etrafa şöyle bir bakın. Önünüze. Arkanıza. Binalar, insanlar, mağazalar filan. O anda etrafınızda gördüğünüz her şey “gözlemlenebilir dünyadır” aslında. Bu caddeye bakıp tüm dünya ile ilgili yorum yapmak abes kaçacaktır. Mağazalara girip çıkan insanlara bakıp “herkes refah içinde yaşıyor” demek gibi. Neyse.

Ayrıca bu “tek nokta” tanımına göre, ki en önemli hata burası, evrenden bağımsız bir “uzay-zamandan” bahsetmeniz gerekir. Birden, tek bir noktadan gerçekleşen bir patlamadan bahsettiğiniz zaman şunu ima ediyorsunuz zira. Siz uzay boşluğunda takılıyordunuz, huzurla süzülüyordunuz boşlukta, birden ileride bir yerde bir patlama oldu ve evren doğdu. E ozaman… Yani evrenden önce de bir şeyler olmalı o halde.

Bir yerde bir patlama oldu dediğinizde o yerin tanımını yapmanız gerekir. Nerede diye sorarlar size? Nerede oldu? Bunun yanıtını bilseydik zaten evrenin merkezini de hesaplayabilirdik bir şekilde. Veya evren içinde evren içinde evrenlerden… Çoklu evrenlerden… Ve tamamen bilim-kurguya kaçan olasılıklardan bahsetmemiz gerekirdi. Yani şunu rahatça söyleyebiliriz. Büyük patlama belirli bir yerde gerçekleşmedi, madde, galaksiler, daha önce var olan bir şeyin içerisinde sağa sola savrulmuyor. Ve bunu hayal etmek standart düşünce tarzımız ile imkansız. Algı dedik ya. Bugünkü bilgi birikimimiz ile bildiğimiz ve anladığımız şey ise şu.

Uzay-zaman, daha geniş anlamda evren kendi içinde genişleyen bir olgu. Elastik bir çarşaf gibi düşünün. İlk zamanlarda evren çok yoğun ve çok sıcaktı. Ve her şey bu yoğun ve sıcak çorbanın içerisindeydi. Ve sıcaklıktan bahsediyorsak çok güçlü bir ışıktan da bahsediyoruz. Bu genç evren çok sıcak, çok yoğun ve çok parlaktı yani. Her yönde yayılan bir ışık. Ve böyle yoğun bir ışık yayan evren genişledikçe bu ışık da yayılacaktı. Sonsuza kadar hem de. Ama evren bugün o kadar parlak değil elbette. Bunun nedeni de ışığın kaybolması değil. Yaşlanması. Ve genişlemesi. Işığın dalgasının genişlemesinden bahsediyoruz. Aslında şöyle düşünün.

Sonsuz sayıda bir insan grubunun içerisinde olduğunu düşünün. Ve bu insanlar hep beraber bir anda çığlık atsınlar. Bu durumda tek bir ses duymazsınız. Önce çok yüksek bir ses duyarsınız ve bu ses gittikçe sonsuza doğru ilerler. Asla kaybolmaz. Sadece çok zayıflar, bir noktadan sonra duyamazsınız fakat o ses sonsuzlukta yankılanmaya devam eder.

Tabi evrenin genişlemesi demiştik. Bir lastik çarşafın sonsuza doğru esnemesi gibi düşünün bunu da. Genişledikçe, esnedikçe soğuyor elbette. Ve evren daha açık hale geliyor. Bu şekilde madde de rahatlıyor. Alan buluyor kendine. Yayılmaya başlıyor. Evrenin neresinde olursanız olun evrenin bu zamanlarında her yerden yayılan ışık görürdünüz. Çünkü zaten o sıcak malzemenin olduğu yer orasıydı. Her yer yani. Birkaç milyar yıl bekledikten sonra, yaklaşık 14 milyar yıl kadar, bu malzemeden oluşan galaksiler, bu galaksilerde oluşan yıldız sistemleri ve bir mobil cihazda bu yazıyı izleyen insanlarla karşılaşırsınız. Siz tabi bunu izlerken o en eski ışık da kaybolmuyor. O ışık da yine her yerden her yere yayılmaya devam ediyor. Tabi ışığın şiddeti eskisi gibi değil bahsettiğimiz gibi, sürekli bir şeylere çarpıyor filan ama düşününce evren aslında, birkaç galaksiyi filan saymazsak bildiğiniz bomboş. Evet. Bomboş. İçinde hiçbir şey olmayan bir okyanus gibi. Aralarda bir yerlerde bazı bakteriler, mikroplar görürsünüz belki ama uzaktan baktığınızda. Bu bakteriler, yani galaksiler, gezegenler okyanusla karşılaştırdığınızda ne ki?

Diğer taraftan bu genişlemenin garip etkileri de söz konusu.

Bu ilk ışık ilk ortaya çıktığında gama ışını seviyesinde inanılmaz güçlü bir ışıktı. Büyük patlamanın ışığından bahsediyoruz. Ancak genişledikçe bu çok güçlü, her yeri kör edici şekilde aydınlatan ışık da dokusuna işlediği evren ile birlikte genişledi, dalga boyu uzadı, enerjisi azaldı. O kadar az ki enerjisi, uzayda aslında anında ölmezsiniz. En azından ölümünüz bu kozmik ışığın etkisi nedeni ile olmaz. Zaten uzayın yaydığı enerji miktarı -270 dereceye soğutulmuş herhangi bir şey kadar sadece. Gecelerin soğuk olması da bu yüzdendir diyerek hem bilimsel hem edebi bir yönden de alabiliriz bunu.

Aslında bu ışıkla ilgili daha da insanı çarpan bilgilerden biri şu… Bugün gördüğümüz ışığı yayan her şey, bu ışığın kaynağı şu anda bu ışığı yaydıkları yerden çok çok başka yerlerde, çok daha uzaktalar. Yani gördüğümüz en eski ışık 13.8 milyar kadar olsa da bu ışığı yayan şeyin şu anda 46 milyar ışık yılı kadar uzakta olduğunu düşünebiliriz. Bu da gözlemlenebilir evrenin yarıçapı zaten. Kimbilir nerelerde ne yapıyor şu an o “şey”. Artık her neyse… Büyük ihtimalle yok olmuş, dönüşmüş, değişmiş, başka bir form almış olabilir. Belki de… O biziz? Kimbilir? Neyse. Bu kadar yeterli.

Zaten sadece “evreni” ve onun büyüklüğünü düşünmek bile insanı büyülerken başını da ağrıtıyorken daha derinlere şimdilik inmeyelim. Onu da başka bir zamana bırakalım. Olur mu? Siz ne hissediyorsunuz? Bildiklerimizi bir kenara bırakıp bunları konuştuğumuzda sizde uyandırdığı duygudan bahsediyorum. Ne hissettiriyor size bunları konuşmak, duymak?

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Big Bang