Size can sıkıcı bir şey söyleyeyim mi? Şimdi. İnsanlık. 300 küsür bin yıldır dünyayı gezen sapiens. Sanayi devrimlerimiz. Devasa yapıtlarımız. Gökdelenler. Milyonlarca kilometre yollar. Tüm anıtlar. Muhteşem bir şey inşa ettik her şeye rağmen. Sanki sonsuzluğa bir iz bıraktık gibi değil mi? Yani. Bundan milyonlarca yıl sonra biz yok olsak bile evren bizi hep hatırlayacak… Tüm literatür, bilimsel gelişmeler… Ölümsüzlüğün bir farklı türü gibi. Ama can sıkıcı olan şey şu. Bugün insanlık yeryüzünden silinse. Bundan yarım milyar yıl sonra bir yerlerde insanlık yeniden doğsa ve şöyle çevresine baksa… Bizden bir iğne ucu bile iz göremezdi…
Ne o devasa anıtlar, ne göğü delen binalarımız, ne de tüm endüstriyel başyapıtlarımız… Çoktan silinmiş olurduk… Düşünmesi biraz moral bozuyor değil mi? Ama bu bilgi ayrıca ne yapıyor biliyor musunuz? Çok ama çok ilginç bir soru ortaya çıkarıyor. Eğer durum buysa. Biz. Dünyadaki. İlk medeniyet olmayabilir miyiz acaba? Bizden önce var olmuş, gelişmiş, sanayileşmiş, teknolojik olarak gelişmiş başka medeniyetler de var mıydı? Biz bir ve belki birkaç tane var olmuş, dünyaya hükmetmiş, devasa anıtlar inşa etmiş ve sonra inşa ettiği her şey ile birlikte yok olmuş medeniyetlerin mezarlığında mı yaşıyoruz?
Güzel soru değil mi? Biraz da ürkütücü… Gelin olasılıklara bakalım… Şimdi bu birçok kişinin düşündüğü ve hatta sayısız teorinin de öznesi olan bir mevzu. Fantastik edebiyat da birkaç kez işlemiştir bu konuyu. Hatta bu kadim medeniyetlerin aslında kaybolmadığını, bazı eşikleri aşıp aramızda ünlüler olarak dolaştığını söyleyen iddialar da var. Ama bizim odak noktamız bunlar değil. Bu güzel soruyu çok güzel bir şekilde formüle eden bir çalışma üzerinden gideceğiz. 2018 yılında yayımlanan bir çalışma bu bu arada. Adam Frank ve Gavin Schmidt. Frank bir fizikçi ve astronom ve Schmidt ise NASA’da çalışmış bir iklim bilimci bu arada.
Bir tür düşünce deneyi şeklinde öne sürdükleri iddianın ismi de Silurian Hipotezi adını verdikleri bir tür makale. Silurian ismi de Dr Who hayranlarının dikkatini çekmiştir zaten. Dizide 400 milyon yıllık bir uykudan bir nükleer test sırasında uyandırılan bir türdü Silurianlar. Gavin Schmidt ve Adam Frank’in bazı argümanları şunlar ki baştan söyleyelim, kendileri daha önce başka medeniyetlerin var olduğuna şahsen inanmıyorlar, fakat bilimsel yöntemi kullanarak bir tür düşünce deneyi ile bu soruyu formülize ediyorlar. Ve bazı düşündürücü argümanlar da ortaya koyuyorlar bu sayede. İlk olarak.
Başka insansı türler var olup yok oldu mu değil soru. Buradaki asıl soru başka bizim gibi ya da bizden daha da gelişmiş “endüstriyel” türler, medeniyetler var oldu mu? Şimdi. Öncelikle şunu kabul etmemiz gerekiyor. Evet. İnsanlığın 300 bin yıla uzanan kadim bir tarihi var. Yalnız dünyada iz bırakmaya, iyi veya kötü anlamda, sanayileşmeye, bu sanayileşme sonucunda dev şehirler kurmaya çok yeni başladık. Asıl etkimiz son birkaç yüzyılda söz konusu sadece. O nedenle çok çok genç bir “medeniyet” olduğumuzu söylememiz lazım.
Ve bu birkaç yüzyılı dünyanın tarihi ile karşılaştırdığımızda, dünyanın 4.5 milyar yıldır var olduğunu biliyoruz. Bu 4.5 milyar yılın herhangi bir noktasında bir medeniyet inanılmaz gelişmiş olsa bile eğer bir şekilde yok olduysa bunların izlerini bulmamız imkansız. Bunun sebebi de dünyanın doğasında yatıyor. Dünya bize çok sabit gelse de 4.5 milyar yıllık geçmişini hızlı bir şekilde ileri sarabilseydik inanılmaz canlı bir organizma gibi davrandığını görürdük. Kıtalar, dağlar, okyanuslar… Sürekli bir yer değiştirme halindeler.
Bugünkü dağlar bir zamanlar okyanusların altındaydı, veya bugünkü kabuğumuzun neredeyse tamamı son birkaç milyon yılda mantoda eritilmiş, sıfırlanmış ve yeniden soğuyarak yeryüzünde kendini bulmuş kaya veya toprak katmanları… İşte bu döngü genellikle yarım milyar yılda bir öncesinde ne var ne yoksa yok eden bir döngü. Şimdi bu döngünün şöyle bir sonucu var. Dünyamızın şu anda üzerinde yürüdüğümüz yüzeyinin büyük bir çoğunluğu 2.6 milyon yıldan eski değil… Evet. 100 milyonlarca yıl öncesine ait fosillere ulaştık fakat bu inanılmaz nadir bir olay. Birazdan bahsedeceğiz.
Bir de şöyle bir durum var. Bugün 8 milyar insanın çoğunluğunun yaşadığı şehirler dünya yüzeyinin sadece %1’lik kısmına karşılık geliyor. Yani bizim şu anki gelişmişlik düzeyimize ulaşmış çok eski bir medeniyetin inşa ettiği herhangi bir şeyin kalıntısını bulmamız çok düşük bir ihtimal. Zira fosilleşme dediğimiz olay inanılmaz nadir gerçekleşen bir şey. O kadar çok şart var ki gerçekleşmesi gereken. Basınç olması lazım, neredeyse hiç oksijen olmaması lazım vs. Bu nedenledir ki yüzmilyonlarca yıl dünyaya hükmetmiş türlerden çok azının fosillerine ulaşabildik.
İşte bu nedenle bizden önce başka medeniyetler yaşadıysa da onları tespit etmek çok çok zor bir görev. Ancak kayaçlarda bazı izler arayabiliriz. Şöyle düşünün. Bir santimlik bir kayacın oluşması için 1000 yıl kadar geçiyor. Bugün insanlık yok olsa bundan milyonlarca yıl sonra ortaya çıkacak bir medeniyet kayaçları incelediğinde 300 santimlik bir kayaca karşılık gelecek tüm tarihimiz, eserlerimiz… Yani şu an dünya açısından 3 metrelik bir kalıntı adayıyız. Hele sadece endüstriyelleşme sonrasını alırsak tüm inşa ettiğimiz modern dünya bir santim bile etmeyecek düzeyde.
Tabi şimdi kadim medeniyetler arayışına buradan bakarsak eğer böyle bir medeniyet yaşadı ve yok olduysa bulma şansımız çok düşük olsa da bulacaksak işte yine bu kayaçlarda bıraktıkları izlerde bulurduk.
Fosillerden bahsetmiyoruz. Bu kayaçlar oluştukları dönemin her türlü izini taşır. Özellikle atmosfer ve okyanuslardaki değişimin emarelerini görebiliriz burada. Yani eğer bizimki gibi bir medeniyet var oldu ve bizim gibi sanayi devrimi ile birlikte teknoloji geliştirdiyse bu yine büyük ihtimalle fosil yakıtlarla olmuştu. Bizim gibi fosil yakıtla atmosferin bileşimini değiştirmiş bir medeniyetin izlerini de bu kayaçlardaki özellikle karbon izinden tespit edebilirdik.
Ve işte burada ilginç bir olay var. Bundan 56 milyon yıl kadar önceye tarihlenen bir kayaçta garip bir dalgalanma tespit edildi. Paleosen Eosen Termal Maksimum olarak bilinen bir dönem. Yine kayaç kayıtlarında bu termal maksimum dönemin 200 bin yıl kadar sürdüğü gözlemleniyor. Kulağa nasıl geliyor? Bizim bu dünyada bulunduğumuz süreye yakın bir süre. Yani bir akıllı türün var olup yok olmasına yetecek bir süre gibi. Bu dönemde dünya ikliminin çok ılıman olduğu görülüyor analizlerde. Tişörtle gezebileceğiniz bir dönem yani. Bu dönemde ciddi bir karbon salınımı da görülüyor.
Şimdi bu karbon salınımı elbette doğrudan o zamanlar bir medeniyetin var olduğuna işaret etmiyor. Zira bu tip olayların daha sık gerçekleşen nedenleri arasında çok şiddetli bir volkanik aktivite veya asteroid düşmesi var. O nedenle bu bilgi doğrudan kadim bir medeniyetin varlığını kanıtlamıyor. Ama ilginç bir bulgu… Bu olaydan birkaç milyon yıl sonra da kayaçlarda yine ilginç gizemli bir katman çıkıyor. Ciddi bir karbon salınımı var yine. Bu dönemlerde gördüğümüz temel değişimler genellikle ani ısı artışları ve karbon seviyesindeki yükseklik. Ama bahsettiğimiz gibi. Bunun birçok doğal nedeni de olabilir.
Yine bundan milyonlarca yıl sonra bizim bıraktığımız katmanları inceleyen bilim insanları da dünya tarihinde bir anomali olarak görebilirler. Biz de sıcaklıklarda ani artışlara neden oluyoruz, garip elementler bırakıyoruz. Ama bunun doğrudan bir medeniyetin kalıntıları olup olmadığını anlamayabilirler. O yüzden geçmişte yaşandığına şahit olduğumuz bu kalıntılar yüksek ihtimalle doğal nedenlerden kaynaklandı. Fakat ya öyle değilse? İşte Silurian hipotezinin çok güzel bir şekilde işaret ettiği paradoks da bu. Kaldı ki… Böyle bir çok gelişmiş medeniyetin varlığını ve yok oluşunu bu kayaçlarda keşfettiğimizde bu bilgi bize ne sağlayacak.
İşte düşünmemiz gereken galiba bu. Öncelikle bu bilgi akıllı yaşam arayışımızda bize yol gösterebilir. Zaten Drake Denklemini daha önce konuşmuştuk. Bu ihtimal, yani medeniyetin bir gezegende birden fazla kez var olabileceği ihtimali evrende var olabilecek akıllı yaşam sayısını dramatik şekilde artırır. Hatta bir zamanlar gayet yaşanabilir iklimlere sahip olan Mars’ta ve hatta Venüs’te bile antik medeniyetlerin var olmuş olabileceğini gösterir. Ama en önemlisi. Bu bilgi bizim bu gezegendeki yerimizi de düşündürecek bir bilgi. Ne kadar “kırılgan” olabileceğimizi gösterebilir bir kere.
Aslında kendimizi sahibi gibi gördüğümüz bu gezegende birkaç santimlik bir kalıntıya dönüşebileceğimizi gösterir bir bilgi. Bir zamanlar binlerce yıl dünyaya hükmetmiş ve sonsuza dek yaşayacağını düşünen ama tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş medeniyetler bile bize bir şeyler anlatıyor aslında. Milyonlarca yıl öncesine de bakmamıza gerek yok… Özetle. Hipotezin sahibi isimler bile böyle bir ihtimale inanmasa bile üzerine düşünmesi oldukça keyifli bir soru bu.




