Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Uzay ve Evren

Bir Milyar Yıl Sonra Dünya

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 22 Aralık 2024 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Reality Check diye bir tabir vardır. Gerçeklerle yüzleştiren olay. Ya da zihni gerçeklere döndüren durum diyebiliriz. Bugün bunu yapacağız. Biraz karanlık, biraz merak duygumuzu doyuran, biraz da uyandırıcı bir etkiye sahip bir konu. Ama acı verici derecede gerçek. Dünyamız ölüyor. Şimdi değil tabi. Yani. Umarım şimdi değil. Ama bir gün. Ölecek. Onun da sonu gelecek. Her şeyin olduğu gibi. Ve bu gerçekleştiğinde biz zaten çoktan kozmik sahneden çekilmiş olacağız. Bizim, tüm canlılığın sonu da gelmiş olacak. En azından burada, bu kaya parçası üzerinde.

Kesin olarak 5 ila 7 milyar yıl sonra dünyayı ölü bir gezegen olarak düşünebiliriz. Bu olasılık değil. Kesin. Levha tektoniği durmuş, kıtalar kilitlenmiş, okyanuslar kurumuş, yaşam deden olgunun külleri bile kaybolmuş olacak. Bunu zaten biliyoruz. Ama biz bugün biraz daha spesifik bir zaman aralığına bakacağız. Bugünden itibaren dünya 1 milyar yıl sonra neye benzeyecek? O zaman biz olacak mıyız? Yaşam olacak mı? Gelin bakalım. Öncelikle şunu söyleyerek başlayalım. Bundan 1 milyar yıl sonrasına bakarken insanı hesaba katmıyoruz.

Yani insanın etkisini, insanın dünyayı kurtarmak, onu iyileştirmek için yapacakları yahut belki de çok daha kısa sürede yok edebilme ihtimalini saymıyoruz. Bu bölüm özelinde “doğal sürece” odaklanacağız. Doğal sürecin beklendiği gibi ilerlemesi durumunda, herhangi bir kozmik tehdidin de gerçekleşmediği durumda, kendi haline bıraktığımızda dünyamız 1 milyar yıl sonra ne durumda olacak. Sorumuz bu.

Burada şu şerhi de düşmek lazım. Yapacağımız tahminlerin bazıları tamamen tahmini ve varsayımsal olacak. Yani. 1 milyar yıl sonraki atmosferi bugünden tahmin etmek elbette kolay değil. Hava durumunu bile birkaç haftaya kadar ön görebiliyoruz. O nedenle bu tip dinamik olgularla ilgili varsayımlarda bulunduğumuzda bunu size söyleyeceğim. Öyleyse başlayalım.

Bilimsel tahminler ve varsayımlara göre dünya zaten kompleks yaşamı ancak 1 milyar yıl daha destekleyebilecek gibi görünüyor. Çünkü ondan sonra güneşimizin gittikçe artan aktivitesi zaten daha önce hiç görülmemiş bir ekolojik çöküşü başlatmış olacak. Ki bir gün gezegenler arası bir tür olursak ve bizim torunlarımız mars’ta veya başka gezegenlerde kurdukları medeniyetlerde bir akşam yatarken teleskoplarından dünyamıza doğru baktıklarında çoğunlukla çölleşmiş, neredeyse hiç su veya bitkinin olmadığı bu kurak şeyi görürlerdi. Bunun temel nedeni de “karbon döngüsü” dediğimiz olgunun bu dönemlerde artık neredeyse durma noktasına gelmesidir. Karbon döngüsü olmadığında da fotosentezi unutun. Fotosentezin sonu demek zaten canlılığın neredeyse tamamen sona ermesi demek diyebiliriz.

Okyanuslara geldiğimizde ise iki yönlü bir yok oluştan bahsedebiliriz. Dünyanın kıtalarının hareket halinde olduğunu biliyoruz. Levha tektoniği bize bunu gösteriyor. Fakat şunu da ön görüyor. Bu hareket bir gün duracak. Levhalar kilitlenecek ve kıtalar sabitlenecek. Bu olduğunda ise okyanusların bu levhalardan bir anlamda sızarak dünyanın mantosunda yok olması ve kalanın da zaten güneşin artan aktivitesi ile buharlaşması gerçekleşecek. Buharlaşan suyun geri dönmesini de beklemek doğru olmaz. Zira artan güneş fırtınaları atmosferden bu su kalıntılarını da süpürecek. Yani 1 milyar sonra dünyamız okyanusların yok olmasıyla da ortaya çıkacak kumun da etkisi ile neredeyse tamamen çöle dönecek. Bu noktada artık dünyamızın ortalama sıcaklığı 46 dereceleri bulacak. Adanalılar için çok da fazla gelmeyebilir ancak tüm dünya ortalamasının bu sıcaklığa ulaşması demek artık son demek. Neyse.

Bu arada kıta hareketleri olmadığı için artık o ötegezegenlerde gördüğümüz kraterler belirginleşmeye başlayacak. Yine kıta hareketleri neredeyse durduğu için bazı noktalar dışında volkanik faaliyetlerin de durması söz konusu olacak. Bunun bir modelini Mars’taki Olimpos dağında görüyoruz. Güneş sisteminin en yüksek dağı olan bu volkan da kıta hareketi olmadığı için milyonlarca yıl aynı yerde volkanik faaliyetin gerçekleşmesi nedeniyle bu büyüklüğe ulaşmıştı mesela.

Fakat eğer hayatta kalmayı başaranlar varsa onlar için bir umut olabilir. Kuzey ve güney kutuplar. Okyanusların buharlaşma hızına bağlı olarak kutuplarda hala su kalma ihtimali olabilir. Bu bölgelerde biriken sular hayatta kalanlar için bir miktar umut olabilir. Fakat yine de hayatta kalan artık her kimse maalesef yer altında yaşamak zorunda kalacak. Zira karbon döngüsünün bozulması nedeniyle fotosentezin neredeyse tamamen durduğu bir dönemden bahsediyoruz. Bu da şu anlama geliyor: bundan 1 milyar yıl sonra atmosferdeki oksijen miktarı bugünkünün ancak %1’i kadar olacak. İşte bu yüzden “kompleks yaşamı” destekleyemez deniyor zaten. %1 oksijen bizim bildiğimiz “yaşamı” destekleyemez. Hayatta kalanlar işte artık o zamana kadar nasıl bir teknolojik ilerleme seviyesine ulaştıysak kendi oksijenlerini üreterek yer altında bir yaşam kurmak zorunda olacaklar.

Tabii burada başka bir konuya değinmek gerek: evrim. 1 milyar yıl o kadar uzun bir süre ki, bu zaman diliminde canlıların geçireceği evrimsel değişimleri hayal etmek bile zor. Misal bugün Avrupalıların DNA’sının yaklaşık %2.5’i Neandertallerden geliyor. Bu bize iki şey söylüyor: Birincisi, Neandertallerle modern insanlar arasında üreme oldukça yaygınmış. İkincisi ise, sadece %2.5’lik bir DNA karışımı olması, bu üremelerin her zaman başarılı olmadığını gösteriyor. Yani Neandertaller ve modern insanlar türleşmenin sınırına yaklaşmışlardı ve bu ayrışma sadece yaklaşık 500 bin yıl içinde gerçekleşti.

Eğer 500 bin yılda bu kadar dramatik bir değişim olabiliyorsa, 1 milyar yılda neler olabileceğini hayal edebiliyor musunuz? Bu süre içinde insanlık sayısız evrimsel kollara ayrılabilir. Hatta o kadar ki, bugünkü halimizle kıyaslandığında tanınmayacak kadar farklı olabiliriz. Bunu şöyle anlayabiliriz: Geriye, 1 milyar yıl öncesine gidelim. Bu bizi dinozorlardan da öteye, Kambriyen patlamasından da öteye, hatta bitki yaşamının ortaya çıkışından da öteye götürür. O dönemde dünyaya tek hücreli bakteriler ve arkeler hakimdi. İşte 1 milyar yıl geriye gittiğimizde ortak atamız bunlar olurdu. Şimdi tersini düşünün: 1 milyar yıl sonraki torunlarımız da bizden o kadar farklı olabilir.

Ama burada başka bir olasılık daha var: "kalıcı zeka" dediğimiz bir kavram. Belki de insanlık, Dünya tarihinde kısa ve sıra dışı bir dönem olarak kalacak. Sonuçta gezegenimizin geçmişine baktığımızda, teknolojik medeniyetlerin var olduğu süre çok kısa. Ancak diğer yandan insanlık, tüm kusurlarına ve kendini yok etme eğilimlerine rağmen, küresel değişimlerden sağ çıkmayı ve gezegenin her köşesinde yaşamayı başarmış bir tür. Kutuplardan çöllere, dağ tepelerinden deniz kıyılarına kadar her yerde insanları görebilirsiniz. Çok uyumlu bir türüz ve en büyük avantajımız, yeni bir organ ya da uzuv geliştirmeyi beklemek yerine, zekamızı kullanarak sorunlara çözüm üretebilmemiz.

Ve belki de biz yok olduktan sonra bile, zeka Dünya’da varlığını sürdürecek. Eğer modern insanlar önümüzdeki birkaç milyon yıl içinde farklı türlere ayrılırsa, torunlarımızın genetik olarak zekaya yatkın olacağı kesin. Zeka hayatta kalma ve üreme avantajı sağlamaya devam ederse, ki bu oldukça olası görünüyor, bizden sonra da bir şekilde zeki türler gezegenimizde yaşamaya devam edebilir. Hatta bu zeki türlerin bizim doğrudan torunlarımız olması bile şart değil. Belki de balinalar, yunuslar, kargalar veya diğer akıllı hayvanların soyundan gelenler, bizim bıraktığımız ekolojik nişi dolduracak. Ya da belki de biyolojik bile olmayacak: Yapay zeka, bizim yerimizi alacak yeni tür zeki varlıklar olabilir.

Aslında bir şey daha var. İnsanlık olarak arkamızda bırakacağımız izler konusu. Bugün inşa ettiğimiz devasa şehirler, yollar, anıtlar… Bunların hiçbiri uzun süre dayanamayacak. Dünyanın yüzeyindeki hızlı aşınma nedeniyle, 3 milyon yıl sonra neredeyse her şey yok olmuş olacak. Bu süre kulağa uzun gelebilir ama az önce bahsettiğimiz 1 milyar yıllık zaman diliminin yanında göz açıp kapayıncaya kadar geçecek bir an gibi.

Fakat ilginç bir şey var: Ay’da bıraktığımız izler. Örneğin Apollo 11’in iniş modülü. Evet, milyonlarca yıl boyunca mikro meteorların saldırısına uğrayacak ve büyük olasılıkla ağır hasar alacak. Ama yine de yapay bir şey olduğu açıkça anlaşılacak. Ay’ın yüzeyinde, o devasa kum çölünün ortasında, garip bir şekilde duran bükülmüş metal yığını… Bundan 300 milyon yıl sonra dünyada var olabilecek teknolojik bir türün arkeologları bunu bulduğunda neler düşünecek acaba? Nasıl teoriler üretecekler?

Bu aslında bizi başka bir düşünceye götürüyor: Belki de gelecekteki medeniyetlerle iletişim kurmak için uzaya değil, zamana mesaj göndermeliyiz. Yani bir tür zaman kapsülü. İçinde kim olduğumuzu, ne yaptığımızı, neler umduğumuzu anlatan bilgiler… Hatta belki onlarla sohbet edebilecek bir yapay zeka bile… Bu kapsül, belki 100 milyon yıl, belki daha fazla sessizce bekleyecek ve sonra bir ya da birkaç teknolojik medeniyet tarafından keşfedilecek. Geçmişten gelen bir mesaj gibi…

Tabii bunların hiçbirini göremeyeceğiz. Tıpkı torunlarıyla hiç tanışamayan bir büyükanne gibi, bu ilişkide kaçınılmaz bir mesafe olacak. Ama belki de bu mesajlar sayesinde, bizden sonra gelecek olanlar bizi daha iyi anlayabilir, hatalarımızdan ders çıkarabilir ve başarılarımızın üzerine koyabilirler.

Özetle… 1 milyar yıl sonra eninde sonunda büyüyen Güneş, son kalan kutup denizlerini ve yüksek dağlardaki gölleri de kavuracak. Yeraltına kaçanlar için de yalıtılmışlık ve besin eksikliği, sonlarını getirecek. Su buharı stratosfere yükseldiğinde, güneş rüzgarları tarafından hidrojen ve oksijene ayrılacak, sonunda Dünya’yı Venüs kadar kuru bir gezegene dönüştürecek. Fotosentetik yaşam ve tektonik aktivite olmadığı için karbondioksit yeraltında hapsolmayacak ve volkanik aktiviteyle giderek artacak. Sonunda Dünya, Venüs gibi olacak: kuru, yaşanamaz bir yüzey ve üzerinde okyanus dense yeridir diyebileceğimiz kadar yoğun bir karbondioksit atmosferi…

Gezegenler arası bir tür olarak türümüzü bundan kurtarma şansımız var elbette. Ama sondan asla kaçamayacağız. Evrenin sonundan mesela… Neyse. Bugünlük bu kadar karamsarlık yeter. Evrenin sonuna sonra bakarız.

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Future of Earth